Hükümsüzlük Davasında Süre

MarKHK’da hükümsüzlük davası ile doğrudan doğruya ilgili her hangi bir hak düşürücü veya zaman aşımına uğratıcı süre öngörülmemiştir. Hatta ne Paris Sözleşmesi’nde, ne de AT Yönergesinde genel bir hak düşürücü süre öngörülmemiştir. Tek istisna önceki marka hakkına dayanarak, sonraki markanın hükümsüz sayılması için açılan davada, sonraki marka hakkı sahibi tarafından ileri sürülen sesiz kalma yoluyla hak kaybı itirazıdır.

Kararnamede açık bir şekilde tanınmış markalar açısından 5 yıllık bir süre öngörülmüştür. Fakat diğer markalar bakımdan bir süre mevcut değildir. Bu 5 yıllık süre hak düşürücü özellik taşımaktadır ve tescilin varlığı süresince sürenin işlememesi gerekir. Kanunumuz hukuka aykırılık devam ederken de hak düşürücü sürenin devamını kabul ederek, tescil varlığı devam ettiği sürece süreler durur kuralı red emiştir. Bu kural hiçbir ülkede olmadığı şekilde genişletilmekte ve kıyas yapılmaktadır.

Yargıtay bazı kararlarında tanınmış markalar için özellikle belirtilmiş 5 yıllık süreyi, tanınmamış diğer markalar için de uygulanabileceğine karar vermiştir. Sınırlama veya yasaklama getiren hükümlerde kapsam kıyas yoluyla genişletilemez. Kanunda açıkça süre sınırlaması getiren bir hal bulunmadığına göre kıyas yoluyla süre kısıtlamasına gitmek doğru değildir. Kanun koyucu bilinçli olarak tanınmamış diğer marka sahiplerine süre sınırı getirmemiştir.

Örneğin marka olamayacak bir işaret her nasılsa marka olarak tescil edilmişse, bu işaret sicilden terkin edilmediği sürece koruma devam edecektir. Bu hallerde 5 yıllık dava açma süresinin kabul edilmesi halinde kural olarak marka olamayacak işaretlerin zamanın geçmesiyle bu niteliği kazanabilecekleri gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır.

Ancak süre belirlenmemesinde de hak ihlalleri ortaya çıkabileceği kanun koyucu istisnai halleri düzenlemiştir. Bunlar birisi bahsettiğimiz gibi tanınmış markalara tanınan 5 yıllık süre diğeri ise bilerek sessiz kalarak hak kaybının oluşması durumudur. Ayrıca yeri gelmişken söyleyelim eğer kötüniyet söz konusu ise sürenin işlemeyeceği şüphesizdir.

Yasa koyucu tarafından, markanın hükümsüzlüğü bilinçli bir şekilde süreye bağlanmamıştır. Kıyas veya yorum yoluyla markanın hükümsüzlüğüne yönelik her davanın süreye bağlanması hakkaniyete aykırı sonuçlara yol açabilecektir. Bu bakımdan bir genelme yapılması doğru değildir.

Okurumuza tavsiyemiz şayet markası kullanmak ile ayırt edici nitelik kazanmış ve yıllarca kullanılmış üzerine yatırım yapılmış bir marka ise davasını açmalıdır fakat Yargıtay’ın bu konuda çok az içtihadının olduğu ve bu içtihatlarında da 5 yıllık süreyi esas aldığını belirtmeliyim.

Etiketler

ıpl davasında son durum,marka hükümsüzlük davası,marka hükümsüzlük davası zamanaşımı,ihtarnamenin hükümsüzlüğü


KONUYLA İLGİLİ SORU SORMAK İÇİN TIKLAYINIZ



Etiketler

ıpl davasında son durum,marka hükümsüzlük davası,marka hükümsüzlük davası zamanaşımı,ihtarnamenin hükümsüzlüğü

Switch to our mobile site

Önceki yazıyı okuyun:
Marka İçin İhtarname – 3

Değerli okuyucularımız, geçtiğimiz iki yazımızda sizlere marka hakkımızın ihlal edilmesi durumunda ilk yapılacak iş olan ihtarnamenin taşıması gereken özellikleri aktarıyorduk....

Kapat