ÖZET : Röportaj; radyo ve TV habercisinin araştırma ve soruşturma sonucunda hazırlamış olduğu program, mülakattır. Bu nitelikteki bir program ve mülakat, muhabir ile görüşüne başvurulan davetli veya katılımcı arasında soru-cevap biçiminde gerçekleştirilmekte olup, çoğunlukla tartışma ve eleştiriyi kapsamaz. TV’de yayımlanan bir tartışma programında da, tartışmayı yöneten ve soru soran bir muhabir olmasına karşın, röportajdan farklı olarak, başka kişilerin de katıldığı, karşıt görüşlerin ileri sürüldüğü bir tartışma ve eleştiri ortamı mevcuttur. Böyle bir tartışma programına katılan davacının açıklama ve görüşlerinin ilim ve edebiyat eseri olarak korunabilmesi için gerekli “hususiyet” unsurunun belirlenmesinde, açıklamalardaki bütünlük, anlatım tarzı, program ile uyumlu bir biçimde ve akıcı bir şekilde ifade edilmesi gibi sahibine özgü ve orijinallik, içeren hususların varlığı göz önüne alınmalıdır. Bu belirleme yapılırken hakim, HUMK’nun 275, maddesi uyarınca, uyuşmazlığın çözümü konusunda uzman bu bilirkişi veya işin niteliğine göre bilirkişi kurulunun özel ve teknik bilgisinden yararlanmak zorundadır.

T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2006/934
K. 2007/4555
T. 13.3.2007
İLİM VE EDEBİYAT ESERİ ( Televizyonda Tartışma Programına Katılan Davacının Açıklama ve Görüşlerinin Korunabilmesi İçin Gerekli “Hususiyet” Unsurunun Belirlenmesi İçin Bilirkişi İncelemesi Yapılması Gerektiği ) HUSUSİYET UNSURU ( Televizyonda Tartışma Programına Katılan Davacının Açıklama ve Görüşlerinin İlim ve Edebiyat Eseri Olarak Belirlenmesinde Açıklamalardaki Bütünlük Anlatım Tarzı Program İle Uyumlu Bir Biçimde ve Akıcı Bir Şekilde İfade Edilmesi Gerektiği )
RÖPORTAJ ( Radyo ve TV Habercisinin Araştırma ve Soruşturma Sonucunda Hazırlamış Olduğu Programın Mülakat Niteliğinde Olduğu )
TELEVİZYONDA AÇIKLAMA VE GÖRÜŞLER ( Tartışma Programına Katılan Davacının Açıklama ve Görüşleri İle Birlikte ÖzgeçmişininYayımlanan Kitapta Yer Alması – FSEK’. Md. 32/3 Anlamında Eser Olup Olmadığı )
MANEVİ TAZMİNAT ( Televizyonda Tartışma Programına Katılan Davacının Açıklama ve Görüşlerinin Eser Olarak Korunabilmesi İçin Gerekli “Hususiyet” Unsurunun Belirlenmesi İçin Bilirkişi İncelemesi Yapılması Gerektiği )

DAVA : Taraflar arasında görülen davada İ. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 15.07.2005 tarih ve 2003/728-2005/155 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin davalılardan H. C.’nin hazırlayıp sunduğu ve A… Televizyonunda 06.10.2001 talihinde yayınlanan “A… Vakıfları ve Bergama Altını” konulu programa davet üzerine telefonla katıldığını, programda düşüncelerini açıkladığını, aradan bir buçuk yıl geçtikten sonra müvekkilinden izin alınmaksızın programdaki tüm açıklamasının özgeçmişi ile birlikte yazarı davalılardan H. C. olan ve diğer davalının yayımcısı olduğu, “A. ve S…/B… ve A… Vakıfları Olayı” isimli kitapta yayınlandığını, televizyon programındaki açıklamaların FSEK’nun 32/3 anlamında eser olup, çoğaltma ve yayma hakkının müvekkiline ait olduğunu ileri sürerek, şimdilik 1.000.000.000 TL maddi ve 10.000.000,000 TL manevi tazminatın temerrüt faiziyle davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının Almanya kökenli H… B… Vakfının Türkiye temsilcisi olup, vakıf adına açıklamalarda bulunduğundan aktif dava ehliyetinin bulunmadığını, davacı açıklamalarının televizyonda yayınlanmakla aleniyete kavuştuğunu ve fikri eser olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının katıldığı programdaki açıklamalarının röportaj niteliğinde olduğu, röportajın orijinal olması halinde eser olduğu, davacı açıklamalarının programın önemli bir kısmını oluşturduğu, sözlü olarak temin edilen beyanlarının ise izni dışında özgeçmişi ile birlikte kitapta kullanılmasının eser üzerindeki haklarına tecavüz oluşturduğu, kitabın ticari amaçla yayınlanması nedeniyle FSEK’nun 32 nci maddesinde öngörülen istisnalardan yararlanamayacağı, davalıların davacının özgeçmişine yer vererek kitapta yayınlamaları ve eser sahipliğine rağmen eseri kendi adına yayınlayarak paraziter davranışta bulunma eylemlerinin manevi tazminatı gerektirdiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 401,20 YTL maddi, 1.500,00 YTL manevi tazminatın temerrüt faiziyle davalılardan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.

1. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davacının bir vakfın temsilcisi olarak katıldığını beyan ettiği toplantıda kendi gorüşlerini açıklaması nedeniyle aktif dava ehliyetinin bulunmasına göre, davalılar vekilinin aşağıdaki ( 2 ) ve ( 3 ) nolu bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2. Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalılardan H. C. tarafından hazırlanarak bir TV kanalındaki canlı yayında sunulan ve birden çok katılımcının yer aldığı TV programına telefon ile katılan davacının yaptığı. açıklama ve görüşlerinin, daha sonra aynı davalının adıyla ve diğer davalı şirketçe yayımlanan “A… ve S… B… ve A… Vakıftan Olayı” isimli kitapta, davacının izni olmaksızın, ozgeçmisiyle birlikte aynen yer alması sonucunda, FSEK hükümlerine göre davacının mali ve manevi haklarının ve BK’nun 49. maddelerine göre kişilik haklarının ihlal edilip edilmediğine ilişkindir.

Öncelikle, davacının özgeçmişi kişiliğinin bir parçasını oluşturduğundan, izm olmaksızın özgeçmişinin dava konusu kitapta yer alması MK’nun 24. ve BK’nun 49. maddelerine aykırılık oluşturur, mahkemenin bu yöne ilişkin görüşü isabetlidir.

Ancak 5846 sayılı FSEK’nun “Amaç” başlıklı ( A ) Bölümü l/B ( a ) bendine göre, “eser; sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema esen olarak sayılan her nevi fıkır ve sanat mahsulleri” olarak tanımlanmış olup, aynı yasanın eser türlerim’ belirten ( B ) Bölümü 2. maddesinde de ‘ilim ve edebiyat eserleri” düzenlenmiştir. Anılan madde metinlerine göre, zihinsel çaba sonucu ortaya çıkan bir fikri ürünün FSEK anlamında eser olarak korunabilmesi için, sahibinin hususiyetini taşıması ( sübjektif unsur ) ve yasada öngörülen eser türlerinden birine dahil olması ( objektif unsur ) gereklidir.

Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere, bir fikri çabayı diğerlerinden ayıran ve eser olarak korunur hale getiren en önemli unsur, sahibinin hususiyetini yansıtacak düzeyde şekillenmiş olmasıdır. Şüphesiz, “hususiyetin” daraltıcı anlamda yorumu suretiyle, mutlaka üst düzeyde yaratıcılık ve orijinallik içermesi gerektiği düşüncesi benimsenemez. Ancak, Öte yandan “hususiyetin” geniş anlaşılması da eser olmayan ürünlere bu niteliğin tanınması aracı yapılmamalıdır ( Ünal Tekinalp, Fikrî Mülkiyet Hukuku, Dördüncü Bası, S. 101 ).

Mahkemece, davacının katıldığı TV Programındaki açıklamalarının nitelikli röportaj olduğu kabul edilmiştir.

Röportaj; radyo ve TV habercisinin araştırma ve soruşturma sonucunda hazırlamış olduğu program, mülakattır ( Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, Cilt 2, S. 1866-1867 ). Bu nitelikteki bir program ve mülakat, muhabir ile görüşüne başvurulan davetli veya katılımcı arasında soru-cevap biçiminde gerçekleştirilmekte olup, çoğunlukla tanışma ve eleştiriyi kapsamaz.

Somut olaya gelindiğinde; dava konusu kitapta da aynen yer alan açıklama ve görüşlerin ifade edildiği TV programının sadece, davalı H. C. ile davacı arasında yapılan mülakat ( röportaj ) olmayıp, söz konusu TV yayınının birden çok davetlinin katıldığı bir ortamda karşıt görüşlerin de açıklandığı tartışma programı niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. TV’de yayımlanan bir tartışma programında da, tartışmayı yöneten ve soru soran bir muhabir olmasına karşın, röportajdan farklı olarak, başka kişilerin de katıldığı, karşıt görüşlerin ileri sürüldüğü bir tartışma ve eleştiri ortamı mevcuttur. Nitekim, dosyadaki bilgi ve belgelerden; TV programındaki dava konusu edilen konuşmaların geçtiği 1 saat 18 dakikalık bölümde, sadece davacının açıklamaları yer almamış olup; programın bu bölümü davacı ile diğer katılımcılar arasında karşılıklı eleştiri ve görüşlerin açıklandığı soru-cevaptan oluşan tartışma şeklinde gerçekleşmiştir.

Böyle bir tartışma programına katılan davacının açıklama ve görüşlerinin ilim ve edebiyat eseri olarak korunabilmesi için gerekli “hususiyet” unsurunun belirlenmesinde, açıklamalardaki bütünlük, anlatım tarzı, program ile uyumlu bir biçimde ve akıcı bir şekilde ifade edilmesi gibi sahibine özgü ve orijinallik, içeren hususların varlığı göz önüne alınmalıdır.

FSEK’nun, 32/1. fıkrasında düzenlenen, “umumi toplantılarda söylenen söz ve nutukların haber ve malumat verme amacıyla çoğaltılması veya radyo vasıtasıyla veya başka bir suretle ( TV ) yayımı serbestisinin istisnasını oluşturan, aynı maddenin son fıkrasındaki, “bu söz ve nutukları birinci fıkrada zikredilenden başka bir maksatla çoğaltılması veya diğer bir suretle yayılmasının eser sahibine ait olduğuna” ilişkin hükmün uygulanabilmesi için de; toplantıda söylenen ve dava konusu kitaba aynen alınan sözlerin FSEK’nun l/B ve 2. maddelerine göre eser olup olmadığının mahkemece re’sen belirlenmesi gereklidir. Bu belirleme yapılırken hakim, HUMK’nun 275, maddesi uyarınca, uyuşmazlığın çözümü konusunda uzman bu bilirkişi veya işin niteliğine göre bilirkişi kurulunun özel ve teknik bilgisinden yararlanmak zorundadır.

Oysa, davacının sözlü açıklamalarının eser niteliğinde olup olmadığı hususunda görüşüne başvurulan bilirkişinin mesleği “Avukat” olup, ilim ve edebiyat eserleri konusunda uzman olduğu kabul edilemez.

Mahkemece, karşılaştırmalı hukuktan da yararlanılarak karar gerekçesine dayanak yaptığı “hususiyet” unsurunun, “kopya olmayan minimum yaratıcılık” şeklindeki yorumu da; yukarıda açıklanan ilkeler gözetildiğinde ve her somut olayın özelliklerine göre, 5846 sayılı FSEK ile getirilen eser tanımının yorumuna ilişkin Yargıtay uygulaması ( Yargıtay 11.HD. 27,05.2005 tarih ve 8577/5602 sayılı kararı ), öğretide öne sürülen görüşler ve ülkemizin taraf olduğa Bern Sözleşmesi ve TRİPS ile çelişmemektedir.

Ancak, mahkemenin yine karşılaştırmalı hukuka yollama yaparak, benimsediği bir diğer görüş olan “kopya edilmeye değer bir ifadenin korunmaya değer” eser olacağına ilişkin gerekçesi ise, bir fikri çabanın eser sayılması için salt çoğaltılmaya değer bulunması ölçütünün yeterli olacağı ve eser olup olmadığı hususunda başka bir araştırmaya gerek olmadığı sonucunu doğuracağından kabul edilemez. Aksi, taktirde, izinsiz olarak çoğaltılan ancak, sıradan nitelikteki, röportajlar, spor müsabakalarını aktaran çekimler vb fikri ürünler de eser addedilir. Oysa, “hususiyet” sıradan olmamayı ve belli bir düzeyi bulunmak kaydıyla yaratıcılığı gerekli kılar. Dolayısıyla, mahkemenin açıklanan bu yorumundan yola çıkılarak, eserle ilgili özel ve teknik bir bilgiyi gerektiren bir uyuşmazlığın hakimin hukuki bilgisi ile çözümlenebileceği sonucuna da varılamaz.

O halde, yukarıda açıklanan hususlar itibariyle ilim ve edebiyat eserleri konusunda uzman bir bilirkişiden görüş alınmak suretiyle uyuşmazlığa FSEK hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi, şayet eser vasfında değil ise; bu taktirde davacının bir TV programında açıkladığı görüşlerinin davalılarca izinsiz olarak bir kitapta yayımlanması nedeniyle ortaya çıkan hukuki durumun genel hükümler çerçevesinde tartışılarak hasıl olacak duruma göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece, somut uyuşmazlığa uygun düşmeyen gerekçelerle ve eksik inceleme sonucu davanın kısmen kabulüne dair kararı doğru görülmemiş, davalılar vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüştür.

Kabule göre de, davacının eser sahipliğinden doğan manevi haklarına tecavüz nedeniyle FSEK’nun 70/1. maddesine göre talep edilen manevi tazminat ile özgeçmişinin izinsiz yayımlanması sonucu kişilik haklarına tecavüz nedeniyle BK’nun 49. maddesi uyarınca istenilen manevi tazminat miktarlarının davacıya açıklattırılarak her bir ihlal için karar yerinde ayrı ayrı gösterilmesi gerektiği halde, toplam miktar belirtilmek suretiyle hüküm kurulması da doğru görülmemiştir,

Bozma sebep ve sekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, ( 2 ) ve ( 3 ) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, kararın davalılar yararına BOZULMASINA, ( 4 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik YER OLMADIĞINA, ödedikleri temyiz peşin harçlarının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 13.03.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Önceki yazıyı okuyun:
KÖTÜ NİYETLİ TASARIM TESCİLİ VE İPTAL HUKUK GENEL KURULU K. 2008-507

T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2008/11-501 K. 2008/507 T. 16.7.2008 DAVA : Taraflar arasındaki "markaya tecavüzün tesbiti-men'i ve hükümsüzlüğü"...

Kapat