YARGITAY 11.Hukuk Dairesi
Esas: 2014 / 3  Karar: 2014 / 12293  Karar Tarihi: 27.06.2014

Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’’nce verilen 18/09/2013 tarih ve 2012/224-2013/170 sayılı kararın Yargıtay’’ca incelenmesi asıl davanın davalısı birleşen davanın davacısı şirket vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Asıl davada davacı avukatı, müvekkili uzun süre çalışarak hukuk ve icra yazılımı içeren bir bilgisayar programı hazırladığını, programa “M. adını verdiğini, şimdiki eşi olan A. Ö. ile tanıştıktan sonra ondan da programın geliştirilmesi için yardım aldığını, A. Ö.’nin patronu olan A. E. ile tanışmalarından sonra programın davalı şirket tarafından pazarlanması konusunda anlaştıklarını, ancak programla ilgili eser ve hak sahipliğini devretmediğini, A. E.’in ailevi sorunlar yaşamasından sonra programın davalı şirket aracılığıyla pazarlanması işine son verilip müvekkilinin eşi olan A. Ö.’nin kurduğu M. tarafından pazarlanmaya başlandığını, müvekkilinin eşi olan A. Ö.’ye programın kullanımı konusunda müsaade ettiğini, davalı şirketin ortaklarının A. E.’in ölümünden sonra A. Ö.’nin ortağı olduğu M. Şirketine baskın yaparak program şifreleri ve ekipmanına el koyduklarını, yapılan şikayet sonucu programın yüklü olduğu bilgisayarların tekrar müvekkiline teslim edildiğini, müvekkilinin bilgisi dışında davalı şirketin A. Ö.’ye karşı hak sahibi olduğundan bahisle Ankara 3. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2007/133 E. sayılı dosyası ile dava açılıp aleyhe karar elde ettiğini, önceden “M…….” sonradan “D…. H…..” adıyla çoğaltılıp kamuya sunulan ve güncellemeleri yapılan yazılımın eser sahibinin müvekkili olduğunu ve haklarını kimseye devretmediğini ileri sürerek, müvekkilinin “M. yazılımlarının eser sahibi olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Asıl davada davalı M…. Şti avukatı, müvekkili şirket tarafından kullanılan programın hazırlanması esnasında davacı ve eşi olan A. Ö.’nin şirkette çalıştıklarını, anılan programı çoğaltan ve dağıtanın müvekkili şirket olması sebebiyle FSEK’nun 10. ve 11. madde hükümleri gereği hakların müvekkili şirkete ait olduğunu, FSEK’nun 18. maddesi hükmü gereğince davacı ve eşi A. Ö.’nin müvekkil şirket bünyesinde işçi olarak çalıştıkları bir dönemde hazırlanan programa ait hakların aksine bir sözleşme ve hüküm yok ise işveren tarafından kullanılması gerektiğini, müvekkilinin haklarını korumak için açtığı davanın mecrasından saptırılması amacıyla işbu davanın açıldığını, programın haklarının müvekkiline ait olduğu yönünde kesinleşmiş mahkeme kararı bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Birleşen davada davacı şirket vekili, müvekkili şirketin Ankara 3. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2007/133 E, 2009/146 E. sayılı dosyasında davalı A. Ö.’den 80.000.00 TL alacaklı olduğunun tespit edildiğini, davalı aleyhine başlatılan ilamsız icra takibine davalı A. Ö.’nin haksız yere itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline, takibin devamına, %40 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Birleşen davada davalı A. Ö. M. avukatı, müvekkilinin kullandığı iddia olunan yazılımın sahibinin davacı şirket olmayıp müvekkilinin eşi olan J. M. olduğunu, söz konusu yazılımın müvekkilinin eşince vücuda getirildiğini, yazılımla ilgili mali hakların davacı şirkete devredilmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, Ankara 3. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2007/133E., 2009/146K. sayılı dosyası incelendiğinde davacı M. Şti’nin A. Ö.’ye karşı bilgisayar yazılımını izinsiz çoğaltıp yayma iddiasıyla 1.500,00 TL istemli dava açtığı, yargılama sırasında davalının çoğaltıp yaydığı D….. H. isimli yazılımın davacının pazarladığı “M…….” isimli yazılım ile aynı olduğu sonucuna ulaşılarak 80.000,00 TL telif tazminatı belirlendiği ve taleple bağlı kalınarak 1.500,00 TL’nin tahsiline karar verilip tesis olunan kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, önceleri “M……..” sonra “D…… H….” ismiyle çoğaltılıp kamuya sunulan yazılımın ilim eseri niteliğinde olduğu, asıl davada davalı-birleşen davada davacı şirket vekili davacı J. M. ile esere katkısı olduğu ileri sürülen eşi A. Ö.’nin müvekkili şirketin çalışan elemanları olduğunu ve FSEK’’nin 18. maddesi uyarınca eser ile ilgili mali hakların kullanım yetkisinin de müvekkilinde bulunduğunu ifade etmiş ise de 5846 sayılı FSEKnun18. maddesi kapsamında işverenin eser ile ilgili hakları kullanabilmesi için eseri vücuda getiren ile işveren arasında bir hizmet akdi bulunması, eserin hizmet akdinin gereği olarak vücuda getirilmesi ve aralarındaki sözleşmede hakların eser sahibine ait olacağı yönünde bir hüküm bulunmaması gerektiği, dava konusu yazılımı vücuda getiren J. M. ile davalı şirket arasında konusu bilgisayar yazılımı oluşturma olan bir hizmet akdi bulunmadığı, davalı şirketin bunun aksini ispatlayamadığı, programa katkısı olduğu ifade olunan A. Ö. ise davalı şirkette sekreter olarak çalışmış olup sekreterlik hizmetinin bir yazılım vücuda getirmeyi içermediği, hizmet akdi dışındaki bir akdin vücuda getirilen eserin haklarının işveren tarafından kullanımına izin vermeyeceği, başka bir anlatımla istisna akdi veya yazılımın pazarlanmasının sağlanmasıyla ilgili kurulacak akitlerin eser sahipliğini ve eserden doğan hakların devrini sağlamayacağı, dava konusu yazılımın sahibi olduğunu iddia eden davacı J. M.’un M…… isimli eseri davalı şirketin ortağı olan A. E. ile tanışmadan evvel vücuda getirdiğini iddia etmesi ve davalının da bu iddiayı hükümden düşüren “kanıtlara dayalı” herhangi bir itirazı bulunmaması nedeniyle FSEK’nun 18.maddesinin somut olaya uygulanmasının mümkün bulunmadığı, davalı şirketin yargılama konusu yazılımla ilgili mali hakları edinebilmesi ancak FSEK’nun 48 ve 52. madde hükümlerine uygun olarak yapılacak bir sözleşme ile mümkün ise de böyle bir sözleşmenin yapıldığının yahut varlığının iddia ve savunma konusu yapılmadığı, “M……” isimli yazılımın sahibinin ismi olmaksızın kamuya sunulmuş olması karşısında eserle ilgili hakların davalı şirket tarafından kullanılabilmesi mümkün ise de bu kullanım, asıl eser sahibinin verdiği rıza ve yetki sınırları içerisinde gerçekleşebilecek olup eser sahibi olan J. M.’un eserin sahibi olduğunu ve artık bu eser ile ilgili davalının herhangi bir tasarrufta bulunmamasını istediği anda FSEK’nun 12. maddesinde yazılı karineden doğan hakkın ortadan kalkacağı, eser sahibi davacının, programın pazarlanmasını sağlayan şirketin yöneticisi olan A. E.’in ölümünden sonra, sahibi olduğu eseri şimdiki eşi olan A. Ö. aracılığıyla “D………” ismi altında pazarlamaya başladığına göre, davalı şirketin karineden doğan yetkisinin anılan tarihte son bulduğu, eser sahibinin rızası hilafına eserle ilgili malî hakların kullanılması veya üçüncü kişilere karşı ileri sürülmesi mümkün bulunmadığından dava konusu eseri, sahibinin rızasıyla pazarlayıp dağıtan davalı A. Ö.’nin eylemine davalı şirketin karşı çıkması ve bundan dolayı tazminat istemesinin mümkün görülmediği, Ankara 3. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2007/133 E, 2009/146 K. sayılı kararı FSEK’nun 12. maddesinde yazılı hak sahipliği karinesine dayalı olarak tesis edilmiş olup anılan yargılamada eser sahibinin, hakkın şirket tarafından ileri sürülmesine karşı çıktığına yönelik bir kanıt bulunmadığı, davalı A….’nin de eser ile ilgili hak sahipliği karinesinin aksini ispat edemediği, ayrıca A. Ö.’nin anılan yazılımı asıl eser sahibinden aldığı yetkiyle çoğaltıp yaydığını da kanıtlayamadığından anılan kararın verildiği tarih itibariyle doğru olduğu ancak anılan karar, sadece verildiği tarihteki vakıalar ve hukuki durum itibariyle hüküm ifade edecek olup kararla tespit edilen fakat hüküm altına alınmamış olan telif tazminatının eseri, sahibinin izni ile kullanan davalı A. Ö.’den tahsilini zorunlu kılmayacağı, anılan kararla belirlenen fakat hüküm altına alınmamış olan telif tazminatının davalı A. Ö.’den tahsil edilebilmesi için birleşen davada davacı şirketin hakları kullanabileceğine ilişkin karinenin yargılamanın sonuna kadar hukuki etkisinin devam ettirmesi gerektiği, oysa davacı şirketin eserden doğan hakları kullanabileceğine ilişkin karine dava tarihi itibariyle ortadan kalktığı gibi M……….nin eser ile ilgili olarak sahibinden elde ettiği ve A. Ö.’ye karşı ileri sürebileceği bir mali hakkı da bulunmadığı gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, asıl davanın davalısı-birleşen davanın davacısı şirket vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve birleşen davanın açıldığı tarih itibariyle davalı-birleşen davanın davacısı M……….. Şti’nin mali hak sahipliğinin mevcut olması gerekmesine ve bu durumun ortadan kalkmasının birleşen dava bakımından aktif dava ehliyeti yokluğu sonucu doğurmasına göre, davalı-birleşen davanın davacısı M……….Şti. vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı-birleşen davanın davacısı M…… vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 4.098,60 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalı şirketten alınmasına, 27.06.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.

Önceki yazıyı okuyun:
YARGITAY 11 HD – KARAR NO: 2014/15027 – Marka Önceye Dayalı Kullanım

T.C. YARGITAY 11. Hukuk Dairesi ESAS NO : 2014/7459 KARAR NO : 2014/15027 TARİH: 01.10.2014 Davacı vekili, müvekkilinin dünyaca tanınan...

Kapat