11. Hukuk Dairesi 2004/12807 E., 2005/10230 K.

uzman bilirkişilerden rapor alınmak suretiyle davacının markasının toplumun ilgili kesimlerinde yeterince bilinip bilinmediğinin tespiti ile sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı olduğu şekilde Almanya’da tanınmış davacı markasının, Almanya’da yaşayan ve tatillerini ülkemizde geçiren Türk vatandaşları ve yakınları tarafından bilindiği varsayımıyla karar verilmesi doğru görülmemiştir.


“İçtihat”
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 30.06.2004 tarih ve 2003/55 – 2004/100 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin ticaret unvanında yeralan “A?

?” ibaresinin 35 ve 36. sınıflar için 26.01.1981 tarihinde, 9 ve 16. sınıflar için 20.10.1982 tarihinde Almanya’da ticari marka olarak tescilli olduğunu, davalının “A?

?” kelimesini çeşitli sınıflarda 18.03.1998 tarihinde tescil ettirdiğini, tescilden itibaren beş yıl süre ile hiç kullanmadığını, müvekkiline ait markanın tanınmış marka olup, davalı markası ile gözde ve kulakta bıraktığı izlenim bakımından aynı özellikleri taşıdığını ileri sürerek, müvekkilinin “A?

?” ticaret markasının tanınmış marka olduğunun tespitine, davalının “A?

?” markasının hükümsüzlüğü ile marka sicilden terkinine, hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkilinin “A?

?” markasının tescilini müteakip bu marka altında ürünler üretip pazarladığını, davacının “A?

?” markasının gerek Türkiye’de gerekse Almanya dışında başka bir ülkede tanınmadığını ve tescilli olmadığını, her iki markanın ayrı sınıflarda tescil edildiğini, dava açma süresinin geçirildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve dosya kapsamına göre, 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesinde bahsedilen tanınmış markanın Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış marka kabul edilebilmesi için toplumun ilgili kesiminde önemli ölçüde tanınmasının yeterli görüldüğü davalı markasının Almanya dışında da tescilli olduğu, Almanya’da yapılan pazar payı ve kamuoyu araştırmalarından bu ülkede tanınmış marka olduğunun anlaşıldığı, Almanya’da üç milyon Türk vatandaşının yaşadığı ve tatillerini Türkiye’de geçirdikleri, “A?

?” nın ucuzluğu ile tanınan ve Türkler tarafından da tercih edilen mağazalar zinciri olduğu, bu kişilerin yakınları da nazara alındığında Türkiye’de de önemli ölçüde tanındığı, Türkçe’de anlam ifade etmeyen “A?

?” kelimesinin marka olarak seçilmesine açıklık getirilmediği, davalının Belçika, Danimarka, Hollanda, İngiltere gibi birçok Türk vatandaşının çalıştığı ülkelerde mağaza işleten bir dağıtım grubunun varlığını bilmemesinin olanaklı olmadığı, bu nedenle hak düşürücü süreden sonra açıldığı beyanına itibar edilmediği gerekçesi ile davanın kabulü ile “A?

?” markasının 556 sayılı markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname’nin 42. maddesi gereğince hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine, hükmün ilanına karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava, tanınmış marka olduğunun tespiti ile davalının tescilli markasının terkini istemine ilişkindir.

Davalı, davacıya ait “A?

?” markasının ülkemizde tescilli olmadığını, tanınmış marka statüsüne bulunmadığını, ülkemizde de bilinmediğini, kendisine ait tescilli “A?

?” markasının farklı sınıflarda olduğunu savunmakta, uyuşmazlık da bu noktalarda toplanmaktadır. Bu durumda öncelikle davacıya ait markanın tanınmış marka olup olmadığı ve ülkemizde bilinip bilinmediği hususunun çözümlenmesi gerekecektir.Yapılacak inceleme sonucunda davacı markasının tanınmış marka olduğu sonucuna varılırsa, farklı mal ve hizmetler için de tescil engeli ortaya çıkacaktır. 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7/1-i maddesi anlamında tanınmış markadan sözedilebilmesi için , bir hizmet veya ticaret markasının toplumun ilgili sektöründe tanınmış olması gerekmektedir. markanın kullanılıp kullanılma-ması ya da Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı nezdinde tescilli olup olmaması önemli değildir.

Tanınmış marka kavramı iç hukuk mevzuatında ve yabancı yasalarda tanımlanmamış, bu konuya içtihatlar ve öğretide açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Dairemizin birçok kararında tanınmış marka, bir kişiye veya girişime sıkı bir biçimde bağlılık, güvence, kalite, reklam gücü, yaygın bir dağıtım ağına bağlı, müşteri ve diğer subjektif ilgi ve ilişkiler ayrımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür ve yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredekilerce refleks halinde beliren bir çağrışım olarak tanımlanmıştır.

Öğretide ise, tanınmış marka kavramı ile bir ülkenin bir veya birkaç yöresinde tutunmuş markalar değil, dünya çapında olmasa bile, yurt içi ve yurt dışında ilgili çevrelerce bilinen, Paris Sözleşmesi’ne üye devletlerden birinin yurttaşına veya o ülkelerden birinde yerleşik olan ya da ticari veya sınai işletmeye sahip kişilere ait bulunan markaların bu tanıma girdiği belirtilmiştir. (Bkz.Prof.Dr.Ü.Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, İst-1999, Sh.379 vd.).Ayrıca öğretide, markanın ülke ve uluslararası alanda bu niteliğe sahip olabilmesi için bir işletmeyi veya ürünlerinin hizmetlerini simgelemesi yada üstün bir niteliğe sahip olduğunun yaygın kabul görmesi gerektiği, tanınmış markanın iki işlevinin olduğu, bunlardan ilkinin her markada olduğu gibi diğer rakip mallardan ve hizmetlerden kendi mal ve hizmetini farklılaştırması, ikincisinin ise, her türlü rekabet kaygısı dışında yüksek bir kaliteyi sağlaması olduğu görüşü ortaya atılmıştır. (Bkz.Dr.H.Yasaman, Tanınmış markalar, H?

?. A?

?..’nın Anısına Armağan, İst.1978, Sh.691 vd.).

Uluslararası anlaşmalarda da tanınmış marka kavramı belirlenmeye çalışılmıştır. 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7/1-i bendinde sahibi tarafından izin verilmeyen tanınmış markaların Türkiye’nin de katıldığı Paris Sözleşmesi’nin 1 nci mükerrer 6. maddesine göre tescil edilemeyeceği belirtilmiştir. Sözleşmenin tarafı olan bir ülkede tescilli tanınmış marka ve bu markalı ürünler Türkiye’ye hiç getirilmemiş olsa dahi, sözü edilen Sözleşme’nin 1 nci mükerrer 6. maddesi gereğince ülkemizde himaye görecektir. Anılan Sözleşmeye göre, üye ülkeler kötüniyetle tescil edilmiş olan markanın terkinini talep için süre koyamazlar. Bir markanın tanınmış sayılabilmesi için dünya markası olması, hatta birlik ülkelerinde bilinmesi gerekmez, önemli olan Türkiye’de bilinebilmesidir. Nitekim Paris Sözleşmesinde de bir markanın herkesçe fiilen bilinmesinden değil bilindiğinin mütalaa edilmesinden sözedilmektedir. Bir markanın herkesçe bilinip bilinmediği tespit edilirken herhangi bir kişi değil bu markanın Türkiye’de hitap ettiği müşteri kitlesi dikkate alınmalıdır. Tanınmışlık, toplumun önemli bir kesiminde ve en azından genel hedef kitledeki orta düzeydeki müşterilerce bilinmeyi gerektirir.

Tanınmış marka tanımında uygulama yeri bulunan bir diğer uluslararası anlaşma da Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması TRIPS’in 16/2. maddesi olup, tanınmışlık olgusuna daha net ölçütler getirilmiş, markanın ilgili sektörde herkesçe bilinebilir olmasının tanınmış marka kabulünde etken olduğu vurgulanmıştır. Anılan anlaşmanın 16/3. maddesi ile de Paris Sözleşmesi’nin 1. mükerrer 6. maddesinin uygulama alanı genişletilmiş, tanınmış markaların farklı mal ve hizmetler yönünden de korunması sağlanmıştır. “İlgili sektör” ise markanın kullanıldığı ürün ve hizmetlerin Türkiye’deki gerçek ve potansiyel alıcıları, bu alandaki iş çevreleri ve markanın kullanılacağı ürün ve hizmetlerin dağıtım kanallarında yer alan kişiler ve satıcılar olarak tanımlanabilir.

Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) nezdinde oluşturulan Uzmanlar Komitesi’nce tanınmış marka konusunda ortaya çıkan terimler birtakım kriterler belirlenmek suretiyle somutlaştırılmıştır. Anılan kriterlere göre tanınmışlığın tespitinde markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yaygınlığı, reklam, temsil, promosyon, gibi tanıtım faaliyetlerinin kapsamı, mali bütçesi, süresi, ve yoğunluğu, marka hakkının hangi etkinlikte ve verimlilikte korunduğu, markaya atfedilen ticari değer, tanınmışlığa yönelik mahkeme ve diğer yetkili makamların kararları, gibi olguların dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Bu olgular, kamuoyu araştırması, sektörel bilgi taraması ve bilirkişi incelemesi gibi yöntemlerle belirlenebilecektir.

O halde mahkemece, anılan düzenlemeler göz önüne alındığında, uzman bilirkişilerden rapor alınmak suretiyle davacının markasının toplumun ilgili kesimlerinde yeterince bilinip bilinmediğinin tespiti ile sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı olduğu şekilde Almanya’da tanınmış davacı markasının, Almanya’da yaşayan ve tatillerini ülkemizde geçiren Türk vatandaşları ve yakınları tarafından bilindiği varsayımıyla karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına (BOZULMASINA), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 24.10.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

2011-05-02T17:35:33+00:00 24/06/2009|Categories: Marka Hk. Yargıtay Kararları|
Önceki yazıyı okuyun:
11. HD 2005/10371 K. DAVA AÇMA SÜRESİ

11. Hukuk Dairesi 2005/3420 E., 2005/10371 K. "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nce...

Kapat