Tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini kapsıyorsa ya da işaret ile tescilli marka arasında bağlantı olduğu ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali olan herhangi bir işaretin kullanılması hallerinde markaya tecavüz söz konusu olmaktadır. Halk tarafından karıştırılma ihtimali için doktrinde iki koşulun bir arada olması aranmaktadır. Bunlardan birincisi tescili istenen markanın, daha önce tescilli bulunan markanın aynısının veya benzerinin olması halidir. İkincisi ise, her iki markanın da aynı mal ve hizmetlerde kullanılmasıdır. Mahkemece davalı tarafın davanın başından beri ileri sürdüğü her iki markanın benzer olmadığı yönündeki savunmaları dikkate alınarak ve davaya konu emtianın niteliği itibariyle alıcısı olan halk kitlesinin “ayırt etme, bağlantı kurma” durumu göz önünde tutularak, yapılacak değerlendirme sonucuna göre hukuki durumun tayini gerekmektedir.

Taraflar arasında görülen davada (Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 15.6.2004 tarih ve 2004/563-2004/137 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı TPE. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkili adına”şekil+ETİ PAPATYAKEK” ve “PAPATYA” markalarının 29 ve 30. sınıf ürünleri için tescilli olduğunu, ancak davalılardan

G………….A.Ş.nin “GİZ PAPATYA” adlı markayı 29, 30 ve 32. sınıf ürünler için tescil ettirmek üzere başvurulduğunu, bu hususta diğer davalı idareye yapdıkları itirazın da reddedildiğini ve tescil edildiğini ileri sürerek, anılan markanın ortak eşyalar yönünden kısmen iptalini yada papatya kelimesinin markadan çıkarılmasını talep ve dava etmiştir.

Davalı TPE vekili, markaların karışıklığa neden olacak kadar benzer olmadıklarını savunarak, davanın reddini istemiştir. Diğer davalı, davaya yanıt vermemiştir.

Mahkemece; iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, markalar arasında 29. ve 30. sınıf ürünler bakımından benzerlik bulunduğu gerekçesiyle, bu sınıf ürünler bakımından davanın kabulüne, 32. sınıf ürünler bakımından istemin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalılardan TPE vekili temyiz etmiştir.

Dava, davalılardan TPE’nün Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu kararını iptaline ilişkindir.

Uyuşmazlık, her iki marka arasında, yasanın düzenlediği anlamda bir benzerlik ve iltibas bulunup bulunmadığı noktasında toplanmakta olup, alınan rapor doğrultusunda mahkemece aynı sınıf ürünler arasında bu benzerliğin bulunduğu sonucuna varılmıştır.

556 sayılı KHK’nin 8/2.b bendinde düzenlenen, marka tescilinde nisbi red nedenleri kapsamında ikinci cümlede, aynen “tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini kapsıyorsa” ifadesi yer aldığı gibi, markanın Korunması Kapsamı’nı düzenleyen 9/2.b maddesinin de, “işaret ile tescilli marka arasında bağlantı olduğu ihtimali de dahil, karıştırılma ihtimali olan herhangi bir işaretin kullanılmasının markaya tecavüz oluşturacağı öngörmüştür.

Bu düzenlemeye göre, burada üzerinde durulması gereken husus, halk tarafından karıştırılma kavramından ne anlaşılacağıdır. Doktrinde, halk tarafından karıştırılma ihtimalinin iki koşulun bir araya gelmesi halinde itelenebileceği kabul edilmiş ve bu iki koşuldan birincisinin tescili istenen markanın, daha önce tescilli bulunan markanın aynısı veya benzeri olması, ikincisinin ise her iki markanın aynı mal ve hizmetlerde kullanılması olacaktır. Halk tarafından karıştırılma ihtimalinde ölçü ise bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halkın olduğu göz önünde tutulacaktır. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurmasıdır. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta genel görünüş açısından “umumi intiba” olması bile, halk tarafından iki marka arasında bir bağlantı kurulması ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir. (Bkz. Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku İst. 1999, Birinci Baskı sh. 400 vd.)

Somut olayda, her iki markanın aynı emtia sınıfında kullanılması söz konusu olup, her ikisinin de benzer olduğu iddia edildiğine göre, halk tarafından karıştırma ihtimalinin irdelenmesi gerekmektedir. Buna göre, her iki markada da “PAPATYA” kelimelerinin ortak kullanılması söz konusu ise de her iki markada da hakim unsurlar olarak, davacı markada “ETİ” ibaresi, davalı markada ise “GİZ” ibaresi yer almaktadır. Ayrıca “PAPATYA” ortak ibaresi, markaların kullanıldığı ürün sınıfı ile ilgisi bulunmayan bir kelimedir. Bu durumda, markaların hakim unsurlar dikkate alındığında, bunun yanında tali unsur olarak “PAPATYA” ibaresinin kullanılmasının, yukarıdaki açıklamalara göre bir benzerlik, iltibas yada karıştırılma sonucuna neden olacağının kabulü doğru değildir.

O halde mahkemece, davalı TPE vekilinin davanın başından beri her iki markanın benzer olmadıkları yönündeki savunmaları dikkate alınarak ve davaya konu emtianın niteliği itibariyle alıcısı olan halk kitlesinin “ayırt etme, bağlantı kurma” durumu göz önünde tutularak, davanın aynı sınıf ürünler bakımından da reddine karar vermek gerekirken; somut olaya uymayan ve esasen markadaki hakim unsur yönü ile-benzerlik taşıyan iki marka ile ilgili Dairemiz’in verdiği bir başka kararına atıfla yetinilen bilirkişi raporuna göre davanın aynı sınıf ürünler bakımından kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve bu nedenlerle, bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalılardan TPE vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın bu davalı yararına (BOZULMASIİMA), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 13.10.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

2011-05-02T17:35:34+00:00 24/06/2009|Categories: Marka Hk. Yargıtay Kararları|
Önceki yazıyı okuyun:
İlan Edilmiş Marka ile Dava

Marka başvuru yapılmış ve yayına çıkmış olan bir markaya tecavüz edenlere karşı ne yapılabilir? Markaların korunması ile ilgili KHK?nin 9....

Kapat