11. Hukuk Dairesi 2005/1362 E., 2006/1253 K.

Limited şirket müdürlerinin temsil yetkisinin kapsamı, ttk-nun 542. Maddesi yollaması ile aynı kanunun 321. Maddesinde belirlenmiştir. Bu maddede, temsile yetkili olanların şirketin maksat ve konusuna dahil olan her nevi işleri ve hukuki muameleleri şirket adına yapmak ve şirket unvanını kullanmak hakkını haiz oldukları belirtilmiştir. Ana sözleşme ve açıklanan kanun hükümlerine göre, kural olarak şirketi temsile yetkili müdürün, şirkete ait bir malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunabileceğinin kabulü gerekir. Ancak bu malvarlığının, şirketin sahip olduğu tek malvarlığı olduğunun veya şirketin malvarlığını sürdürebilmesi için hayati önemi haiz bulunduğunun belirlenmesi halinde bu kez, anılan marka devri yönündeki taahhüdün geçerli olabilmesi için limited şirketlerde de uygulama alanı bulunan ttk.nun 443/2. Maddesi uyarınca, ortaklar kurulunun bu konuda çoğunlukla karar alması gerekmektedir. Bu nedenlerle mahkemece, dava konusu markanın devri işleminin esaslı işlerden olduğu ve yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler ile somut olayın özellikleri dikkate alındığında, ortaklar kurulu karan ile özel bir yetki verilmeden devredilemeyeceği kabul edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir.


“içtihat”
Taraflar arasında görülen davada (ankara fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesince verilen 02.12.2004 tarih ve 2004/750 – 2004/330 sayılı kararın yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

davacı vekili, müvekkili adına tescilli “y………nalın” markasının davalı şirketçe aynen kullanıldığını, bununla da yetinilmeyip birkaç yıllık faaliyetlerine rağmen “52 yıldır hizmetinizde” ibaresi kullanılıp müvekkili şirketin şubesi oldukları izlenimi yaratılmak suretiyle müvekkilinin zarara uğratıldığını, davalının eylemlerinin 556 sayılı khk.’nin 61. Maddesi uyarınca müvekkilinin marka hakkına tecavüz ve ttk.’nun 56. Vd. Maddeleri uyarınca haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek, müvekkiline ait markaya vaki tecavüzün önlenmesini, şimdilik toplam (2.000.000.000) tl tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, dava konusu markanın, davacı şirket yetkilisi ile yapılan sözleşmeye dayalı olarak kullanıldığını ve marka sahibinin izninin alındığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davacı şirketin 20.12.1995 tarihli ortaklar kurulu kararına göre nermin ve seyhan’ın münferiden temsil ve ilzama yetkili kılındıkları, 07.02.1996 tarihli imza sirkülerinde de şirketin yönetimi ve idaresi için lazım gelen her türlü imzayı atmaya nermin’in münferiden yetkili olduğunun belirtildiği davacı şirketin anılan temsilcisi ile davalı şirket arasında 15.04.2002 tarihinde, davacıya ait (129363) numaralı markanın üç yıl süreyle davalı şirkete devredildiğine ilişkin sözleşme imzalandığı, davalının bu sözleşmeye dayanarak dava konusu markayı kullandığı, 556 sayılı khk.’nin 61/a ve 9. Maddeleri uyarınca markanın, “sahibinin izni olmadan” değil, marka sahibi şirketin yetkili temsilcisi ile yapılan sözleşmeye istinaden kullanılması nedeniyle marka hakkına tecavüzün söz konusu olmadığı, davacı şirket temsilcisinin, şirketin mameleki içerisinde bulunan söz konusu marka ile ilgili olarak tasarruf işlemleri yapabilme yetkisi bulunduğundan, davacı şirket yetkili organları tarafından özel bir yetki verilmediğine ilişkin davacı iddiasına itibar edilmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1- dava, haksız rekabet ve marka hakkına tecavüze dayalı tecavüzün önlenmesi ve tazminat istemine ilişkindir.

Mahkemece, davacı şirketi münferiden temsile yetkili nermin tarafından davacı şirkete ait markanın üç yıl süreyle kullanımının davalı şirkete devredilmesi, yukarıda belirtilen gerekçelerle geçerli kabul edilmiş ve yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Gerçekten de dosyada bulunan 07.02.1996 tarihli imza sirkülerine göre, nermin ve seyhan’ın, şirket müdürü olarak şirketi dışarıya karşı en geniş şekilde temsil ve ilzama yetkili kılındığı anlaşılmaktadır. Davalı şirkete ait ana sözleşmesinin “temsif’e ilişkin 9. Maddesinde de, şirketi müdürlerin temsil edeceği belirtilmiş, 13. Maddede ise, ana sözleşmede hüküm bulunmayan hususlarda türk ticaret kanunu hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiştir.

Limited şirket müdürlerinin temsil yetkisinin kapsamı, ttk.’nun 542. Maddesi yollaması ile aynı yasa’nın 321. Maddesi ile belirlenmiştir. Bu maddede, temsile yetkili olanların şirketin maksat ve konusuna dahil olan her nevi işleri ve hukuki muameleleri şirket adına yapmak ve şirket unvanını kullanmak hakkını haiz oldukları belirtilmiştir. Davalı şirketin ana sözleşmesinin “amaç ve konu” başlığını taşıyan 3. Maddesinin l-e bendinde, şirketin amacı ile ilgili olarak marka, ihtira beratı, patent, know how lisans, royalite, ustalık ve diğer sınai mülkiyet haklarını elde etmek, bunlar üzerinde müktesap haklar sağlamak amaçları yer almakla birlikte, maddede belirtilen hakların başlarına devri işleriyle uğraşmak, şirketin amaçları arasında sayılmamıştır.

Ana sözleşme ve açıklanan yasa hükümlerine göre, kural olarak şirketi temsile yetkili müdürün şirkete ait bir malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunabileceğinin kabulü gerekir. Ancak bu malvarlığının, şirketin sahip olduğu tek malvarlığı olduğunun veya şirketin varlığını sürdürebilmesi için hayati önemi haiz bulunduğunun belirlenmesi halinde bu kez, anılan devir yönündeki taahhüdün geçerli olabilmesi için limited şirketlerde de uygulama alanı bulunan ttk.’nun 443/2. Maddesi uyarınca ortaklar kurulunun bu konuda anılan maddede açıklanan çoğunlukla karar alması gerekmektedir.

Bu açıklamalar çerçevesinde somut olayın incelenmesinde, dava konusu “y…….. Nalın” markasının davacı şirketin varlığını sürdürmesinde hayati öneminin bulunduğu ve bu markanın devri konusunda ortaklar kurulunun ttk.’nun 443/2. Maddesinde belirtilen çoğunlukla karar almasının zorunlu olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Zira, her iki şirket de bu ibareyi hem işletme girişinde hem de peçete, mönü, sipariş kutusu gibi tanıtım araçlarında kullanmaktadır. Ayrıca, dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden davacı şirketin iki ortağı arasında anlaşmazlıklar yaşandığı, ortaklardan nermin’in, diğer ortak seyhan’ın muvafakati olmadığı halde dava konusu markayı davalı şirkete devrettiği ve nermin’in, davalı şirketin de münferiden temsile yetkili iki ortağından birisi olduğu anlaşılmaktadır.

Buna göre mahkemece, dava konusu markanın devri işleminin esaslı işlerden olduğu ve yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler ile somut olayın özellikleri dikkate alındığında, ortaklar kurulu kararı ile özel bir yetki verilmeden devredilemeyeceği kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.

2- davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde, marka hakkının yanında, davalı şirket tarafından, kendilerinin davacı şirketin şubesi oldukları izlenimini yaratacak şekilde davranılmasının haksız rekabet oluşturduğu da belirtilmek suretiyle, ttk.’nun 56 vd. Maddelerinde de dayanılmıştır. Bu durum karşısında mahkemece, davacı tarafın haksız rekabete dayalı iddiaları tartışılıp değerlendirilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması dahi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

Sonuç: yukarıda (1) ve (2) no’lu bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına (bozulmasına), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 13.02.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

2011-05-02T17:35:34+00:00 24/06/2009|Categories: Marka Hk. Yargıtay Kararları|
Önceki yazıyı okuyun:
11. HD 2005/9010 K. HAKSIZ REKABET TESCİLLİ MARKA

11. Hukuk Dairesi 2004/11522 E., 2005/9010 K. Tescilli bir markanın ait olduğu mal ve hizmetler bakımından sağladığı korumanın kapsamı ve...

Kapat