T.C.
YARGITAY
HUKUK DAİRESİ 11

Esas No. 1999/5790 Karar No. 1999/9590 Tarihi 26.11.1999

556-KHK/32/7
1086-HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU (HUMK)/76

MARKA TESCİLİ
SEMT ADI
MALIN ÜRETİLDİĞİ YERİ GÖSTEREN SÖZCÜK

ÖZET
ŞEHİR, BÖLGE VEYA MARUF MAHAL GİBİ KAMUYA AİT İSİMLERİN TEK BİR SÖZCÜK HALİNDE MARKA OLARAK TESCİLİNE OLANAK TANIMAK, YASAL DÜZENLEMENİN GENEL AMACINA AYKIRIDIR.


DAVA : Taraflar arasındaki davanın Ankara Birinci Asliye Ticaret Mahkemesince görülerek verilen 29.4.1999 tarih ve 1998/723-1999/222 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, sadece "Pendik" kelimesinden oluşan markanın tescili için Enstitüye ve onun Yeniden İnceleme ve Onun Değerlendirme Kuruluna yaptıkları başvuruların reddedildiğini ileri sürerek, kurulun ret kararının iptalini ve markalarının tescilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının tescilini istediği "PENDİK" sözcüğü ibaresinin üzerinde kullanılacağı malların üretildiği yeri gösteren münhasır bir ad olması nedeniyle reddedildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan delillere göre, 556 sayılı KHK.nin 7/c madde ve bendinde malların üretildiği yerden değil, üretildiği zamandan söz edildiği, kaldı ki nişasta vb. ürünlerin Pendik İlçesinde üretilen ürün olarak tanımlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararı, davalı Enstitü vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyasının incelenmesinde davacının "Pendik" sözcüğünü marka olarak tescil ettirmek amacı ile davalı TPE.ye başvurusunun önce anılan kurumun Markalar Dairesi Başkanlığınca bu işaretin "kullanılacağı ürünün üretim yerini gösteren ad ve işaretlerden olduğu" gerekçesiyle KHK.nin mutlak ret sebeplerinden birini oluşturan 7/1-c maddesi hükmüne dayanılarak istemin reddolunduğu, davacının itirazı üzerine de davalı Enstitünün Yeniden inceleme ve Değerlendirme Kurulu Başkanlığınca aynı gerekçelerle kabul edilmediği, bu karara karşı açılan işbu davada ise, davalı Enstitü vekilince başlangıçta aynı hukuki sebebe dayalı savunmasını 7/1-c maddesine dayalı olarak yaptıktan sonra, bu defa 1.2.1999 tarihli dilekçe ile aynı savunmalarını bu defa aynı kararnamenin 7/1-f maddesine dayandırdığı, davacı tarafın 8.2.1999 tarihli dilekçesi ile savunmadaki bu değişikliğin, savunmanın genişletilmesi niteliğinde olduğu gerekçesiyle karşı çıkıldığı, mahkemenin davayı kabul kararının esas gerekçesini ise, KHK.nin 7/1-c maddesinde "malın üretildiği yeri" gösteren bir ibarenin bulunmadığı ve dolayısı ile Enstitü kararının yanlış gerekçeye dayandığı hususunu oluşturduğu gözlenmektedir. Bir başka deyişle, mahkemece davalı Enstitünün 7/1-f md.ye dayalı savunması ilke olarak dikkate alınmamış ve kabul edilmemiştir.

Açıklanan bu durum karşısında, öncelikle davalı Enstitünün bu savunma değişikliğini yapabilmesinin diğer tarafın muvafakatına bağlı olup olmadığı üzerinde durulması gerekmiştir. 556 sayılı KHK.nun getirmiş olduğu yeni düzenleme tarzına göre, Enstitünün marka başvurusu halinde ret sebepleri, mutlak ve nisbi ret sebebleri olarak iki ana başlık halinde sayılmış ve belirlenmiş bulunmaktadır.

Doktrinde de benimsendiği gibi, mutlak ret sebepleri, işaretin marka oluşturma niteliği ile sıkı sıkıya bağlı olup, genel hatları ile herhangi bir ayırtım gücü olmayan ve Ticaret alanında kullanıma açık tutulması gereken işaretlerin veyahut halkı yanıltıcı, kamu düzenine, toplumunun dini değerlerine ve nihayet genel ahlaka aykırı düşen işaretlerin marka olarak tescil edilmesini önlemeye yönelik amaçla konulmuşlardır. Bu nitelikleri sebebiyle yasada belirlenen mutlak ret sebepleri, toplumun genel çıkarları ile sıkı sıkıya bağlı olup, işaretin niteliğinden kaynaklanan bu itirazlardan feragat edilmesi de mümkün değildir. Bir başka anlatımla, mutlak ret nedenini oluşturan işaretler, üzerlerinde bir başkasının hakkı olduğu gerekçesiyle değil, nitelik ve özellikleri itibarı ile herkese kapalı olan işaretlerdir. Bu nedenle KHK.nin 32. maddesinin emredici hükmü uyarınca mutlak ret sebepleri, Enstitüce resen dikkate alınarak incelenmesi gerektiği gibi, uyuşmazlığın yargıya intikal etmesi halinde mahkemelerce de bu sebeplerin bir defi değil, itiraz niteliğinde olduklarından bu hususun kendiliğinden dikkate alınarak incelenmesi gerekir ( Bkz. Prof. Dr. Ü. Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, İst. 1999, Sh. 369 vd. Prof. Dr. S. Arkan, Marka Hukuku, C.I. Ank. 1997, sh. 71 vd ). Bu nedenle davalı Enstitünün mutlak ret sebeplerini yargılama sırasında değiştirmesi, savunmanın genişletilmesi olarak kabulü mümkün değildir.

Kaldı ki, davalı Enstitü kendi görüşü açısından ret nedenini marka olarak tescili istenilen işaretin "malın üretildiği yeri gösteren ad ve işaretlerden olduğu" gerekçesine dayandırmıştır. Bu ret sebebi ise, mutlak ret sebeplerinden 7/1-cye değil, 7/1-fye uymaktadır. Kararnamedeki madde numarasının Enstitüce yanlış belirlenmesi HUMK.nun 76. maddesi hükmü ve 4.06.1958 gün ve 15/6 sayılı İBK. gereğince yargıcı bağlaması da esasen mümkün değildir.

Bu nedenlerle mahkemenin davayı kabule götüren asıl gerekçenin, davalı Enstitünün ret gerekçesini yanlış maddeye dayandırmış olması olarak kabulü doğru görülmemiştir.

Dairemizce dava konusu uyuşmazlığın çözümünde üzerinde önemle durulması gereken asıl hususun, İstanbul İlinin herkesçe bilinen Pendik İlçesi adının, yani "Pendik" sözcüğünün bir işaret olarak marka tesciline konu yapılıp yapılamayacağı, bir başka ifade ile ülkemizdeki bir il veya ilçe veya bilinen bir yerleşim yeri adının tek başına marka olarak tescilinin mümkün olup, olmadığı noktasında toplandığı sonucuna varılmıştır. KHK.nin bir nevi marka tanımını içeren 5. maddesinde, markanın, bir teşebbüsün mal ve hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal ve hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harflar, sayılar, malların biçimi veya ambalajlarının gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edebilen, baskı yoluyla yayımlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretlerin marka olabileceği sayılmıştır. Görüldüğü gibi, anılan düzenlemede coğrafi yer isimlerinin marka olarak alınabileceği yönünde açık bir düzenleme yok ise de, maddenin genel düzenlemesi ve özellikle son sözcüklerden bu gibi yer isimlerinin de marka olarak tescil edebileceği kanısını vermektedir. Nitekim, doktrinde de bölge veya şehir adlarının marka olarak tesciline ilke olarak bir engel bulunmadığı, benimsenip, savunulmaktadır.

Ne var ki, ülkemizdeki şehir, bölge veya maruf mahal isimlerinin tek bir sözcük olarak bir kişi lehine marka olarak tesciline olanak tanımak, bu isimlerin artık başkaları tarafından markalarında kullanılamayacağı sonucunu ortaya çıkaracaktır. Örnek verilmek gerekirse İstanbul, Ankara veya İzmir veya dava konusu olayda olduğu gibi İstanbulun maruf bir ilçesinin adı olan sadece "Pendik" sözcüğünün bir kişi adına marka olarak tescil edilmesi halinde, bu sözcük artık bir kişinin tekelinde kalacak ve bu şekilde bir kamu adı başkaları tarafından markalarında kullanılamayacaktır. Zira, yerleşen uygulamaya göre, bu isim, markanın "kök" sözcüğü olacak ve iltibas iddiası ile diğer marka başvurularının önlenmesine neden teşkil edecektir. 556 sayılı KHK.nin genel amacı dikkate alındığında böyle bir imtiyazın kimseye tanınmaması gerekir. Bu şekildeki şehir, ilçe veya maruf yerleşim yerlerinin isimlerini teşkil eden sözcükler hangi ürünün markası olarak kullanılacak ise, onunla birlikte tesciline imkan verilmesinin anılan yasal düzenlemenin amacına daha uygun olduğu görüşünün benimsenmesi de bu şekilde böyle bir markayı kullanmak isteyenlerin menfaat dengelerinin korunması bakımından da uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Bu ilkeye göre, örneğin "İstanbul" ve "Ankara" adları coğrafi işaretlerle karışmaya meydan vermeyecek şekilde, "İstanbul Şarabı", "Restaurant İstanbul" "Ankara Pazarları" gibi kullanılacağı mamul veya hizmetin nevi ile birlikte ancak işaret olarak kullanılabilecek ve bunun sonucu marka olarak tescili mümkün olabilecektir. Ve yine bu ilkeye bağlı uygulamanın sonucu olarak, bu şekildeki marka kullanılması ile 555 sayılı KHK. ile belirlenen coğrafi işaretlerle karışıklığın önlenebilmesi de mümkün olabilecektir. Dairemizce benimsenen bu ilke, esasen renklerin marka olarak tescilinde de uygulanagelmektedir.

O halde, davalı Enstitünün davacının sadece "Pendik" sözcüğünü adına marka olarak tescilini içeren talebinin reddi, yukarıda açıklanan ilke çevresinde doğru görüldüğünden, mahkemenin aksine beliren ikinci görüşü de isabetli görülmemiş ve kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Enstitü vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 26.11.1999 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

2011-05-02T17:36:12+00:00 22/06/2008|Categories: Marka Hk. Yargıtay Kararları|
Önceki yazıyı okuyun:
2004/1337 Tanınmış marka ve haksız rekabet

 T.C.YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E. 2003/6890 K. 2004/1337T. 16.2.2004KARAR : Davacı vekili, 1985 yılından beri gıda sektöründe faaliyet gösteren müvekkilinin,...

Kapat