Basiretli tacir ve kötü niyet

2011-05-02T17:36:09+00:00 19/12/2008|Categories: Marka Hukuku|Tags: , , |

Son Güncelleme 02.05.2011

Tescil başvurularında kötü niyet ve basiretli tacir olmak arasındaki bağlantı acaba nedir? Hükümsüzlük sebeplerinin arasında kötü niyetli başvuru sayılmasa da acaba genel hükümlerden hareketle bu bir hükümsüzlük sebebi olabilir mi?

Bilindiği üzere tacirler TTKm. 20/II uyarınca basiretli bir tacir gibi davranmak yükümlülüğündedir.
Bir rekabet durumunda şayet taraflar birbirlerinden haberdar olacak durumda ise ve buna rağmen sırf rakiplerini zor durumda bırakmak için bir başvuru yapmışlarda bu durumda basiretli bir tacir gibi davrandıkları düşünülemez.

Örneğin A firması, rakibi B firmasının kullandığı şirket unvanının marka sicilinde tescilli olmadığını fark edince, B firmasının adını marka olarak tescil ettirmiştir ve tescil belgesini alır almaz da rakibine ihtarname göndermiştir. Bu kısaca bahsettiğimiz olay maalesef günlük hayatta karşılaşılan durumlardandır. Bu durumda başka sebeplerle birlikte B firması tescil edilen bu unvanın iptali için hükümsüzlük dava açabilir. Bu sebeplerden birisi de kötü niyet olabilir. Çünkü aynı şehirde, aynı sektörde yıllarca faaliyet gösteren iki firmanın birbirinden haberdar olmadığını kabul etmek basiretli bir ticaret erbabı gibi davranılmadığı sonucunu ortaya çıkartacaktır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun şu kararında konu oldukça açıktır: “…Marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet esas itibarıyla bir haksız fiil olup ticaret ile uğraşan davalının basiretli bir tacir gibi davranması gerektiğine…” (YHGK, 17.12.1997, E.1997/11-836, K. 1997/1075)

KHK’nin 35 maddesi kötü niyetli tescil yapılmasını itiraz nedeni olarak saymıştır. Tescil sırasında kötü niyet nedeniyle itiraz edilmemesi durumunda, sonradan hükümsüzlük davasının açılması mümkün olmalıdır. Türk hukuk sisteminde “iyi niyet” esastır ve kötü niyet korunmaz. KHK’nin ruhu ve kötü niyetin korunmaması yönündeki temel prensip icabı, kötü niyetin varlığı bir hükümsüzlük sebebi olarak kabul edilmelidir.

Bu konuyla ilgili Yargıtay Kararı da şu şekildedir: “… davalının, davacı tarafından markasını taşıyan saatleri yine bu marka adı altında davacıdan ithal edip, Türkiye’de pazarladıktan ve bu saatlerin ithalinin ve dolayısıyla Türkiye’deki satış yetkisinin elinden alınması sebebiyle bu markayı iltibasa meydan verilecek şekilde kendi adına tescil ettirmesi hukukun temel ilkelerinden olan ve MK’nın 2’nci maddesinde yer alan iyi niyet kurulları çerçevesinde hareket etme yükümlülüğüne de ters düşmekte olduğundan hukukun himayesi mümkün görülmemiştir” (Yargıtay 11. HD. 29.01.1999, E. 1998/5372, K. 1999/256)

Görüldüğü gibi her ne kadar kötü niyet bir hükümsüzlük sebebi olarak marka mevzuatımızda yer almamışsa da yukarıdaki açıklamalar sonucunda katimce bir hükümsüzlük nedeni olmalıdır.

Sorunuzu veya yorumunuzu paylaşabilirsiniz

Önceki yazıyı okuyun:
Doçentin Facebook skandalı haberinin hukuksal boyutu

2008 yılının en önemli sanal buluşlarından bir tanesi “Facebook” arkadaşlık sitesi olsa gerek. Siteyle birlikte buradan şahsi bilgilerin çalındığı gibi...

Kapat