Hükümsüzlük Davaları

2011-05-02T17:36:17+00:00 04/02/2007|Categories: Marka Hukuku|Tags: , , , , |

Son Güncelleme 02.05.2011

Değerli marka takipçileri, bu hafta sizlerle birlikte marka hukukunun en önemli konularından birini inceleyeceğiz. Hükümsüzlük halini oluşturan nedenler, mutlak red ve nispi red nedenleri olarak iki ana bölümü ayrılır. Nispi red nedenleri uygulamada daha çok karşımıza çıkmaktadır.
Markamızın aynısı tescil edilmiş ise ne yapmalıyız? Aslında böyle bir şeyin olması mümkün değildir. Fakat her nasılsa dikkatlerden kaçmış ve tescil işlemi de tamamlanmışsa ne yapabiliriz sizlerle inceleyelim. Bu konunun önüne geçmek için kanun koyucu, 7 maddede düzenlemiş ve TPE’ye resen red etme yetkisi tanımış 8. maddede ise TPE yetkililerinin gözünden kaçan kanuna aykırı tescillerin engellenmesi için hak sahiplerine yetki vermiştir.


Tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile aynı ise ve aynı mal veya hizmetleri kapsıyorsa, tescil edilmiş veya tescil başvuru yapılmış markanın sahibi bu başvuruya itiraz edebilir.

Aynı markanın tescili halinde konunun ispatı kolay olduğundan çok fazla sıkıntı doğmamaktadır. Çok sık karıştırılan iltibas ihtimali konusu bu halde aranmayacaktır. Çünkü zaten tescil edilen marka bir başka ile aynıdır ve iltibasın mutlak olarak var olduğu kabul edilir. Bu durumda hak iddia eden taraf ya TPE’nin son kararına itiraz edecek eğer bunu yapmamışsa marka için hükümsüzlük davası açabilecektir.

Benzer markaların hükümsüzlük davasına konu olması ise daha zorlu bir davadır. Bu durumda iltibas devreye girer ve iltibasın varlığının ispatlanması gerekir. Kanunda bununla ilgili açık hüküm yer almamıştır fakat benzerini kullanma yoluyla iltibasın varlığından söz edebilmek ve bunu bir nispi red nedeni ve hükümsüzlük sebebi sayabilmek için, başkasının hak sahibi olduğu bir markanın benzerinin kullanılması unsurunun yanında bu benzerliğin alıcıların markaları karıştırmalarına neden olacak surette olması aranmaktadır.

Eski 551 sayılı KHK’de bu konu için iki unsurun varlığı aranmaktaydı, bunlardan birisi bütünsel benzerlik ve iltibas ihtimali unsurlarıydı. Yeni kanunda bu düzenlenmese de aynı kuralların varlığı hissedilmektedir ve uygulamada da bu iki unsur üzerinde durulmaktadır.

Bütünsel benzerlik kısaca, toplu olarak bıraktığı izlenim itibariyle, ilk bakışta ayırt edilemeyecek derecede benzerlik olarak tanımlanabilir. Burada ayrıntıdaki benzerlikler önemli değildir, yüzeysel bakış ile fark edilebilecek benzerlikler önemlidir.

Markaların esas unsur itibariyle ayırt edilebilir olması bütünsel benzerlik şartının, en önemli gereğidir. Markanın esas unsuru şekil, sözcük yahut resimden oluşuyorsa, ayırt edicilik özellikle bu unsurda bulunmalıdır.

Markalar şekil veya sözcük açısından farklı unsurlardan oluşuyor olsalar bile, markaların birbirini çağrıştırması halinde, markalar aralarında benzerlik olduğuna hükmedilmelidir. Mesela Danıştay, “sincap resmi” ile “sincap” markasının benzer olduğuna karar vermiştir.

Sözcük markalarında ayırt edicilik, bir hece veya harfte basit bir fark oluşturularak sağlanamaz. Önemli olan markaların özellikle kulak ve gözde bıraktıkları tesirler bakımından ayırt edici nitelikte olmalarıdır.

Marka hukukunun en önemli konusu olan hükümsüzlük davalarına bu yazımızda başlangıç yaptık takip eden yazımızda yine bu konuyu ayrıntılarıyla ve örnekleriyle incelemeye devam edeceğiz.

Bir yorum

  1. markacı 16:46 de 06 Temmuz 2012

    elinize sağlık
    marka patent hukukunda forum sitesi http://www.markapatentdavalari.com paylaşımlarınıza açıktır

Sorunuzu veya yorumunuzu paylaşabilirsiniz

Önceki yazıyı okuyun:
Markanın devredilmesi

Değerli marka takipcileri bu hafta bir okuyumuzdan gelen mail doğrultusunda markanın devredilmesi konusunu sizlere aktaracağız. Okuyucumuz 8 yıllık kullanımı sonucunda...

Kapat