Geçen yazımızda sizlerle sesin, rengin ve kokunun marka olarak tescil edilip edilemeyeceğini örneklerle anlattık, böylece KHK’nin 5. maddesine de değinmiş olduk. Marka olarak tescil edilebilecek hususları tespit ettikten sonra, gelin sizlerle marka olarak tescil edilene kadar hiçbir anlam ifade etmeyen bir işaretin, nasıl hukukun ilgi alanına girdiğine bakalım.
Marka, bazen herkesçe bilinen bir kelimedir, bazen de hiçbir anlamı olmayan ibarelerden oluşur. Aynı markanın, başka mal ve hizmetler için başkası adına tescil edilmesi mümkün olduğundan seçilen markanın mutlaka yeni olması da gerekmez. Her zaman üzerinde durduğumuz gibi; bir markanın tescil edilmesi, markanın başkası tarafından kullanılmayan, ayırt edici bir işaret olmasına bağlıdır.


Marka olarak seçilen ibare, kullanılmadan önce herkesin kullanımına açıktır ve ekonomik değerden yoksundur. Ne zaman bu kelime işgal edilip, bir ürünün tanıtımında kullanılıp ekonomik değer kazandı, iş o andan itibaren artık o kelime hukukun konusu haline gelir.

Ayrıntıya girmeden belirtmeliyiz ki; marka üzerindeki hak sanıldığı gibi mülkiyet hakkı değildir, marka soyuttur, eşya niteliğinde değildir. Üzerinde markanın basılı olduğu eşya, Eşya Hukuku’na konu olurken üzerindeki tescilli marka, KHK’ye göre ayrıca değerlendirilir.

Marka üzerindeki hak sahibi, markayı ilk kullanan veya tescil ettiren kişidir. Bir marka tescil edilmeden önce bir başkası tarafından kullanılmışsa bu kullanan kişi marka üzerinde gerçek hak sahibidir. KHK’nin 6. maddesi gereğince Türk Hukukunda koruma tescil ile elde edilir. Bu maddede hakkın doğumundan değil, hakkın korunmasından bahsedilmiştir. Bu sisteme göre hak, markanın seçilmesi ve marka hukukuna uygun olarak kullanılması ile kazanılır. Fakat tescil sistemini kabul edip uygulamamıza rağmen, çeşitli maddelerde getirilen istisnalar sebebiyle “kullanma sistemine” yakınlık da söz konusudur.

İstisnalar nedir?
1- Tescilden önce kullanılmış ve tescili konu mallar veya hizmetlerle ilgili bu kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmış markalar
2- Tanınmış markalar
3- Rüçhan hakkından yararlanan markalar
İşte bu saydığımız bazı istisnalar marka hukuku davalarında en sık karşımıza çıkan hususlardır. Çünkü bu istisnalardan birisi söz konusu olduğunda; marka henüz başvuru aşamasında iken itiraz ederek tescil önlenebilir, her nasılsa tescil edilmişse bu sefer 42. madde gereğince markanın hükümsüzlüğü konusu gündeme gelebilir. İstisnalardaki ortak nokta, marka üzerindeki hakkın tescilden önce doğması söz konusu ise bu hakkın üstün tutulmasıdır.

Yargıtay “Cyriliss” kararında, Kararnamenin 8/3. maddesinin tescilsiz markalara da koruma imkanı sağladığı sonucuna vararak, markanın piyasada fiilen kullanılması sebebiyle tescilli marka ile iltibas yaratacağı ve tescilsiz markanın korunması gerektiğini belirtmiştir.

Konuyla ilgili en ilginç örnek olan “Ferrari” kararın değinmek istiyorum. Ferrari, markasının tescili için başvurulmuş ve bu sicile kayıt edilmiştir. Tüm anlattıklarımıza rağmen Yargıtay, bu durumda dünyaca ünlü “Ferrari” markasının sahibinin, ülkemizde tescil edilmiş olan Ferrari markasının terkinini istemeden kendi markasını tescil ettirebileceği varmıştır. Bu söylemle Yargıtay aynı anda iki markanın tescilini de kabul etmiştir. Ayrıca bu kararda konu daha da ileriye gitmiş, terkin davası açma hakkını Paris Sözleşmesi’ne göre tanınmış marka statüsündeki “Ferrari” markası sahibine değil, tescilli marka sahibine ait olduğunu ifade etmiştir. Yani Yargıtay, ülkemizde tescilli Ferrari markası sahibinin, dünyaca ünlü “Ferrari” markasının terkinini isteyebileceği kanaatine varmıştır. Bu çelişkili kararın kabul edilmesi pek mümkün görülmemektedir fakat konu ile ilgili tartışmaları ortaya koymak için güzel bir örnek olduğunu düşünüyoruz.

Ana ilkemiz bir markanın aynı veya benzer mal veya hizmetler için tek bir kez tescil edilmesidir. Hepimizin duyduğu olay vardır; bir marka tanınmış hale gelir, bunu gören 3. kişiler veya işletmenin eski ortağı belki de çalışanı tescil edilmemiş bu markayı, kendi adlarına tescil ettirir. Ve taklit ettiği markanın ününden faydalanarak haksız gelir elde eder. Böyle bir durumda salt “tescil ilkesine” dayanarak bu markayı kabul etmek hakkaniyete açık şekilde aykırı olacak ve uyanıklığa cevaz verilmiş olunacaktır.

Uyuşmazlıkların önemli bölümünü oluşturan marka üzerindeki hakkın değerlendirmesini yaptığımız bu haftaki yazımızı burada noktalıyoruz.

2011-05-02T17:36:47+00:00 01/10/2006|Categories: Marka Hukuku|Tags: , , , , , |
Önceki yazıyı okuyun:
Renk, ses, koku marka olur mu?

Geçen yazımızda sizlerle birlikte marka konusuna giriş yapmış, konuyu genel hatlarıyla değerlendirmiştik. Bu yazımızda ise konuyu çok fazla teorik olarak...

Kapat