Değerli okuyucular bu yazımızda biraz soluklanıp, pratik hayatta karşılaşılan marka uyuşmazlıklarını inceleyeceğiz. Şimdiye kadar anlattığımız gibi bir marka sadece bir kişiye ait olabilir ve o markayla karışıklığa yol açabilecek bir marka da tescil edilemez, her nasılsa tescil edildiyse dahi bunun sicilden terkini istenebilir.

Fakat ya eğer marka Türk Patent Enstitüsü tarafından tescil edilmeden bir kişi tarafından kullanılıyorsa o zaman ne yapabiliriz. Başka bir anlatımla tescil edilmeden kullanılan markalar için ne yapabiliriz. Eğer bir kişi marka başvurusunda bulunduysa bu marka bülteninde yayınlanacaktır ve marka sahibi şayet markası için bülten takibi yaptırıyorsa bu durumdan haberdar olup konuya itiraz edebilir. Ama kişi kötü niyetliyse zaten böyle bir başvuru yapmayacaktır ve bu haksızlıktan haberdar olmamız şansa kalacaktır.


Peki, bu haksız kullanımdan haberdar olduk yapılması gerekenler nedir? Bu sorunun cevabı yazımızın konusunu oluşturuyor.

Öncelikle bu kullanım bizi etkiliyor mu buna karar vermemiz lazım, Türkiye sınırları içersinde nerede olursa olsun elbette koruma altındayız fakat işletmemiz küçük ise böyle bir haksız duruma müdahale etmek ayrıca masraf oluşturacağından belki bu duruma göz yumabiliriz. Belki taklitçi bizim yıllardır emek verip oluşturduğumuz markanın ününden faydalanmak isteyen tabir yerindeyse bir uyanıktır. Maalesef kendisine farklı bir marka oluşturmaktansa başka bir kişinin meşhur markasının aynısını veya benzerini kullanmak bizim işletmecilerimizin ilk aklına gelen yöntemdir. Bizimle aynı bölgede faaliyet göstermeye başlayan ve bizim markamızı taklit eden bu şekildeki işletme için ilk yapılması gereken iyiniyetle ikaz etmektir. Bunun için ihtarnameler devreye girer. Çünkü belki de o markayı seçen kişi bizim markamızın varlığından haberdar değildir. Ve meşhur olmayan fakat tescil edilmiş bir markadan herkesin haberdar olmasını bekleyemeyiz.

İhtarname çekmenin bir başka işlevi ise o kişinin kötüniyetini ispatlamaktır. O kişi bizim ihtarımızı alır almaz artık biz biliriz ki o kişi bu markanın varlığından haberdar olmuştur. Gönderdiğimiz ihtarnameye rağmen markamızı kullanma eylemine devam ediyorsa artık onun bu konudaki kötüniyeti sabit olacaktır. Elbette kendisine göre o markayı kullanmak için gerekçeleri olacaktır ama hiçbir gerekçe bizim marka hakkımızı koruyan kanunlardan üstün olmayacaktır.

Peki bu ihtarname de neler yazılmalıdır, burada biraz hukuk tekniği devreye girecektir, caydırıcı olmak üzere hukuki dayanaklarla desteklenmiş bir ihtarname bizi ileri de ayrıca dava açmak masraflarından kurtarabilir. Çünkü hukuki bilgilerle donanmış bir ihtarnameyi alan kişi bizim bu konuda ne kadar kararlı olduğumuzu anlayacaktır.

İhtarnamemizde öncelikle markamızın hukuki dayanaklarını yazmalıyız, tescil numarası ve korunma tarihi gibi bilgileri vermeliyiz. Muhatap böylelikle herkese açık olan Türk Patent Enstitüsü veritabanına girip dilerse konuyu kontrol edecek ve doğruluğumuz ortaya çıkacaktır.
Takip eden maddelerde ise bu ihtarın çekilmesine sebep olan nedenleri yazmalıyız. Eğer muhatap TPE’ye başvurmuş bir kişiyse özellikle marka hukuku hükümlerinden hareket etmeliyiz. Şayet marka konusunda bir girişimi yok sadece markamızı işyerinin tabelasına,antetli kağıtlarına vs.. yazmışsa özellikle haksız rekabet hükümlerinden hareketle iltibasa yol açıldığından dem vurmalıyız. Sonra bunların içini dolduracak gerekçeler vermeliyiz. Örnek olarak; diyelim ki çikolata üreticisiyiz, ve piyasaya bizim markamızla benzer ibare taşıyan ambalajla ürün sürüldü. İşte bu durumda hedef alıcı kitlenin çocuklar olduğunu ve karıştırılma ihtimali olduğunu mutlaka yazmalıyız.

Takip eden yazımızda yine sizlere bu konuda bilgiler vermeye devam edeceğiz.

2016-11-05T22:49:57+00:00 03/12/2006|Categories: Marka Hukuku|Tags: , |
Önceki yazıyı okuyun:
Marka taklit edeceklere

Geçtiğimiz yazımızda sizlerle birlikte marka başvurumuzun mutlak olarak red edileceği halleri incelemeye başlamıştık. Bu yazımızda önemli konumuzun ayrıntılarına geçiyoruz. KHK’nin...

Kapat