Değerli okuyucularımız geçen hafta teorik hukuktan uzaklaşıp sizinle pratik hayatta faydalı olacak bilgiler vermeye başlamıştık ve bu konuda marka hakkımızı bir şekilde ihlal eden kişilere nasıl bir ihtarname yazmamız gerektiğini incelemekteydik. Geçen yazımızda ihtarnamede ilk bahsedilmesi gerekenleri size aktarmıştık.

İhtarnameyi gönderdiğimiz kişi belki de iyiniyetlidir, bizim markamızı taklit etmek gibi bir amacı yoktur. İşte bu noktada bizim ona göndermiş olduğumuz haklı gerekçeleri içeren ihtarname ile muhatabın o ana kadar olan iyiniyetli durumunu ortadan kaldırmış oluyoruz. Çünkü bizim gönderdiğimiz ihtarnameyi okuyan muhatabımız artık bizim kanunlarca korunan hakkımızdan haberdar olmadığını söyleyemeyecektir. Ve bizim ihtarımızdaki talebimize uygun olan davranışı sergileyecektir. Şayet sergilemezse konuyu mahkemeye götüreceğimizi de bilecektir.


Muhatap marka olarak seçtiğimiz ibareyi kullanmakta haklı olduğunu düşünüyorsa bize vereceği cevapla gerekçelerini açıklayacaktır. İşte ihtarnamenin bir başka amacı da karşı tarafın durumunu öğrenmemize olanak vermesidir.

Peki, nasıl olur da bizim tescilli markamızı kullanmak konusunda başka birisi haklı olabilir? Bu sorunun çeşitli cevapları olabilir, ama ilk akla gelen kişinin kullandığı bu markayı bizden çok önce işyerinin ismi olarak kullanıyor olması ve o markayı meşhur hale getirmesidir. Ayrıntılara girmeden belirtmeliyiz ki böyle bir durumda muhatabın markayı kullanmaya hakkı olabilir. Ve ihtarname sonrası konu büyük ihtimalle mahkemeye intikal edecektir.

Başka bir ihtimal ise şirketin ticaret sicile kayıtlı olan adını haklı olarak kullanıyor olmasıdır. Unutmalıyım ki ticaret sicilindeki kayıt olan adımızla marka tescilini yaptığımız isim birbirinden farklıdır. Fakat kişi bunu bilemeye bilir ve ticaret siciline kayıtlı adını kullanıyor olabilir ve de biliriz ki aynı isimde iki şirket zaten ticaret siciline kayıt edilemez. Ticaret sicile kayıtlı olmak bize markanın sağladığı hakları sağlamaz. Bu işyeri sahiplerinin düştüğü en büyük yanılgıdır. Bu durumu geçtiğimiz yazılarımızda değinmiştik ve gelecek yazılarımızda da ayrıca inceleyeceğiniz çünkü okurlarımızdan gelen mailler hep bu yanılgının varlığını gösteriyor.

Ama okurlarımıza bir tüyo verelim, ticaret siciline kayıtlı olmak ne sağlar kulağınıza fısıldayalım. Diyelim ki işyerinizin ticaret siciline kayıtlı olan adı meğer bir başkasının markasıymış ve bir sabah baktınız ki yetkililer gelip size tabelanızı indirmenizi şimdiye kadar o adı kullandığınız için tazminat vermenizi orada bulunan mallara el koyacaklarını söylediler. İşte bu durumda sizin adınız ticaret siciline bu şekilde kayıtlı ise bu yaptırımdan kurtulmak için onlara demeliyiz ki “hukuken var olan bir hakkın fiilen kullanılması engellenemez” yani öncelikle ticaret siciline olan kayıtın silinmesini sağlayacaklar daha sonra bu yaptırımların uygulamasına geçecekler. Bu durum için Yargıtay’ın TÖMER ve SULTANYAR markaları için verdiği kararları örnek gösterebiliriz.
İşte eğer ihtarımızı yazarken böyle durumlarla karşılaşacağımızı biliyorsak ona göre ihtarnamemize yön vermeliyiz. Yukarıda saydığımız durumların varlığını bildiğimizi zaten bu sebeple ihtar çektiğimizi şayet haksız kullanım sürerse ticaret sicilinden şirketin terkinini talep edip ardından kararlılıkla uğradığımız zararın tazmini için kanunun tanıdığı tüm yetkileri kullanacağımızı yeri geldikçe tekrar tekrar bildirmeliyiz.

Bu haftaki yazımızı burada noktalıyoruz, takip eden yazımızda yine sizlere bu konuda bilgiler vermeye devam edeceğiz.

2016-11-05T22:49:57+00:00 10/12/2007|Categories: Marka Hukuku|Tags: , , |
Önceki yazıyı okuyun:
E-posta ile hakaret

Elektronik haberleşme hayatımıza o kadar girdi ki artık yazışmalarımızın birçoğunu elektronik posta ile yapmaktayız. Ticari şirketler ve hatta kamu kuruluşları...

Kapat