Markaların Korunması Hakkında 556 sayılı KHK?da Değişiklik Yapılmasına Dair 5833 sayılı Kanun 28 Ocak 2009 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Anayasa Mahkemesinin, 556 sayılı KHK’nın bazı maddelerini iptal etmesi nedeniyle doğması muhtemel hukuki boşluğu gidermeyi amaçlayan Kanun, marka tescilinden doğan hakların kapsamını, marka hakkına tecavüz sayılan fiilleri ve bu fiillere verilecek cezaları düzenliyor.


Peki neler değişti ve bizi nasıl etkileyecek? Öncelikle marka tescilinden doğan hakların düzenlendiği 9. Maddeye göz atalım. Marka tescilinden doğan hakkın kapsamını, marka sahibinin izni olmadan, üçüncü kişilerin markayı kullanmalarının yasaklandığı durumları yeniden düzenleyen maddeye göre, marka tescilinden doğan haklar, sadece marka sahibine aittir.

Yeni düzenlemede ?işaret ile tescilli marka arasında bağlantı olduğu ihtimali de dahil? ifadesi,? ilişkilendirme? ihtimali olarak değiştirilmiştir. ?İhtimal? kelimesi tekrar metinde bırakılmıştır, bilindiği gibi bu maddenin işlemesi için ihlalin gerçekleşmesi şartı aranmamakta mevcut duruma göre ihlalin gerçekleşmesi muhtemelse bu madde metninden faydalanılmaktadır ve ilişki ile bağlantı ile kast edilen amaç değişmemiştir.

Takip eden ?tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsamına giren mal veya hizmetlerle benzer olmayan mal veya hizmetlerde kullanılması halinde? cümlesine ?Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle? cümlesi eklenerek buradaki itibar konusu için Türkiye?de tanınmışlık unsuru eklenmiştir. Kanun koyucunun bir başka amacı da yurt dışında tescilli markaların Türkiye?de tanınmış olmaması durumunda karşılaşılan sorunlara çözüm bulmak olabilir.
Madde devamında zikredilen ?işareti taşıyan malın ithali veya ihracı? cümlesi yerine ?İşareti taşıyan malın gümrük bölgesine girmesi, gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması? hükmü getirilmiştir. Gümrük bölgesindeyken yakalanan mallar için işlemlerin başlatılması yeterli görülmüş böylece konun alanı daraltılmıştır.
Yurt dışından getirilen ürünler için de gümrük beyannamesi düzenlenmek zorunda olunduğu gerçeğinden hareketle kişilerin söz konusu malların sahibi olduğunu Gümrük Kanunumuz gereğidir. Taklit olduklarını bilmese dahi, malların zilyetliğine geçmesi ile ihlal gerçekleşmiş olacaktır. Bu durumda yeni düzenleme ile bu durum arasında paralellik kurulmuştur.

Daha önceki kanun metinde olmayan şu madde ?işareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bir bağlantısı olmaması koşuluyla, işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde, alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük veya benzeri biçimlerde kullanılması.? Markadan doğan hakların düzenlendiği 9. Madde?ye eklenmiştir.

Aslında bu maddenin kanun metnine eklenmesinin çok önemli bir etkisi olmayacaktır zira burada zikredilen meşru bir bağlantıdan maksat özellikle uygulamadaki ?com.tr? uzantılı alan adlarının tahsis edilebilmesi için şirketlerin ticaret unvanlarında alan adının geçmesine bakılmaktadır. Bu durumda marka tescili yapılmamış fakat ticaret unvanı olarak kullanılan bir ibare, şirket tarafından alan adı olarak tahsis ettirilebilecektir. Bu durumda zaten tazminat talebinde bulunulması halinde bunun bir meşru hak olduğu ve hukuk tarafından bir yetki verilmesi olduğundan bahisle tazminata hükmedilmemektedir. Öncelikle ticaret unvanının sicilden terkini ve ardından da uyuşmazlığa konu alan adının ODTÜ sicilinden terkini gerçekleştirilmektedir.

Bu maddenin bir amacı da tasarı halindeki Ticaret Kanunumuzun 1524. Maddesinde yer alan her sermaye şirketinin bir web sitesi açması yönündeki hükme uyum sağlamak olduğunu düşünebiliriz.
Peki alan adını tahsis ettiren web sitesini öyle kullanıyor ki elektronik ticaret yapıyor, anahtar sözcükler seçiyor yani rekabet yapacak ve kar elde edecek çalışmaları bu site üzerinden yapıyor, bu durumda bu meşru kullanım hakkının çizgisi aşılmıyor mu? Görüşüme göre aşılmaktadır, çünkü alan adıyla açılmış olan siteye neler yazılacağı ticaret kanun tasarımızda bildirilmiştir ve bu aynı ticaret unvanıyla sağlanan kullanım biçimidir. Örneğin ticari evraklarınızda ticaret unvanınızı kullanabilirsiniz, fakat bu unvanı tescilli bir markayı ihlal edecek biçimde kullanılması halinde marka sahibi konuya müdahale edecektir. Bu sebeple dayanılan meşru hakla açılan sitede bir elektronik ticaret yapılması halinde bu unvanın markasal olarak kullanımı olarak düşünülmelidir ve tescilli marka ile iltibas yaratması ihtimalinde marka sahibine müdahale hakkı verilmelidir. Yoksa önemli olan hangi sicile kayıt edildiği değildir, önemli olan kullanım biçiminin haksız bir kazanca yol açıp açmadığıdır. Marka hakkının ihlalinin varlığı halinde bu durumunun ticaret unvanı ile kanun tarafından verilen hak diyerek kullanılmasına izin verilmesi doğru olmayacaktır. Bu yeni maddenin de böyle bir yoruma elverişli olduğunu düşünmüyorum.

2016-11-05T22:49:55+00:00 15/06/2009|Categories: Marka Hukuku|
Önceki yazıyı okuyun:
Televizyon ve Telif Hakları

Bu hafta ama bir o kadarda hayatımızın içine girmiş olan bir telif hakkından bahsedeceğiz, konumuz televizyon eserlerinde telif hakları? Televizyonun...

Kapat