Geçtiğimiz yazımızda sizlerle birlikte marka başvurumuzun mutlak olarak red edileceği halleri incelemeye başlamıştık. Bu yazımızda önemli konumuzun ayrıntılarına geçiyoruz.

KHK’nin 7. maddesi mutlak red nedenleri belirtmiştir. Şimdiye kadar yazdığımız tüm yazılarda değindiğimiz, ayırt edicilik özelliği bu konuda da karşımıza çıkıyor. Bir işaretin tescil edilebilmesi için, kullanıldığı mal veya hizmetin diğerlerinden ayırt edilebilmesi gerekir, aksi halde marka tescil edilemez. KHK’nin 5. maddesi nelerin marka olarak tescil edilebileceğini saymıştır, işte çizilen bu çerçeve dâhilinde markamızı seçebileceğiz ama bu seçtiğimiz şekil öyle bir şekil olacak ki diğerlerinden ayırt edilebilsin.


7. maddenin (b) fıkrasında belirtilen hüküm, marka hukukunda en sık karşımıza çıkan uyuşmazlıklardan biridir. Kanun koyucu “Aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer işaretler” ifadesi ile yoruma açık bir konuyu ortaya koymuştur. Bu maddenin temel amacı, bir markanın tek sahibi olmasını sağlamaktır. Bu sahip de o markayı ilk tescil ettirendir. Bu hüküm neticesinde Türk Patent Enstitüsü, aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer işaret içeren marka başvurularını kendiliğinden red etmektedir.

Bu konuda çok ince bir nokta vardır. Mutlak red sebeplerinin sayıldığı 7. maddedeki bu hüküm, nisbi red sebeplerinin sayıldığı 8. maddede “aynı” veya “benzer” markalar olarak tekrar edilmiştir. “Aynı” markaların hem mutlak red sebepleri arasında hem de nisbi red sebepleri arasında sayılmasının sebebi kanaatimizce TPE tarafından inceleme sırasında her nasılsa gözden kaçmış başvuruların daha sonra gerçek sahibi tarafından markanın hükümsüzlüğünün istenebilmesine olanak sağlamaktır.

Konunun teorik incelemesini yaptıktan sonra pratikte karşılaşılan olaylarla konuyu incelemeye devam edelim. Markanın aynı veya benzer oluşunun belirlenmesinde tüketici üzerindeki etki incelenir. Bir işaret sırf farklı karakterle yazıldığı için veya farklı renkle yazıldığı için asıl markadan farklı hale gelmiştir diyemeyiz. Dilimizin özelliği sebebiyle İngilizce kelimeler yazılışları farklı olmasına rağmen okunduğunda kulağa Türkçe kelimelerle aynı gelebilmektedir. Örneğin lux-lüks, belix-beliks, mintax-mintaks gibi. Bir zamanlar sıkça uygulanan Koç-Özkoç, Kale-Haskale, Camsil-Gerçek Camsil gibi markalar bu madde gereğince tescil edilemeyecektir. Yargıtay’ın bir kararına konu olmuş “Sultanahmet Köftecisi” ve “Meşhur Sultanahmet Köftecisi” gibi markalar da tescil edilemeyecektir.

Yabancı kökenli bir sözcük olan “İmaj” markasını değişik figür ve şekillerde tescil ettiren marka sahibi, yabancı dilde yazılışı olan “Imagine” sözcüğünü marka olarak tescil ettirmek istemiş ve aynı türde ürünlerde kullanmış, bu konu Yargıtay’ın önüne uyuşmazlık olarak geldiğinde Yüksek Mahkeme iki sözcük aynı anlam ifade ettiğinden tescil edilemeyeceği sonucuna varmıştır.

Ortalama tüketicinin algılayışı, ayırt edilemeyecek derece benzerlik konusun tespiti için önemli rol oynar, çünkü karıştırılma ihtimali tüketicinin algılayışına göre belirlenir. Ortalama tüketici, markayı bir bütün olarak algılar ve bu nedenle de özellikle ilgi alanına girmeyen ürünlerde markanın ayrıntılarını incelemez. Birden fazla kelimeden oluşan markalarda genellikle bir vurgu kelimesi olur. Ve bu kelime tüketicinin hafızasında yer eder. Tanınmış bir markanın ününden faydalanmak isteyen kişiler, bu vurgu kelimesini aynen alıp önüne veya arkasına ek yaparak markayı kullanırlar. Yargıtay, tek kelimeden oluşan “Champion” markasının üçüncü kişi tarafından “cebi Champion” olarak tescil edilmesinin, vurgu sözcüğü olan “Champion” kelimesinin kullanılması nedeniyle mümkün olmadığını belirtmiştir.

Lacoste-Lacosse davasında Yargıtay, her iki markanın telaffuz bakımından çok benzediği, Lacoste markasının tanınmış marka olması nedeniyle halkın her iki markayı karıştırma ihtimali olduğu ve şayet tescil edilirse Lacosse markası için başvuran kişinin bu durumdan haksız kazanç sağlayacağı neticesine ulaşmıştır.

Öyle tahmin ediyorum ki örnekleri ortaya koyduğumuzda konu daha iyi anlaşıldı ve bu tür olaylarla ne kadar sık karşı karşıya geldiğimiz de ortaya çıktı. Bu tür başvurularda kötü niyetle hareket edildiği de bir gerçektir. Üreticiler kendi markalarını oluşturup onu meşhur etmek yönünde çalışmaktansa meşhur bir markanın ününden faydalanmayı tercih etmektedirler. Fakat kesinlikle bilinmelidir ki böyle bir hareket sadece markanızın tescil edilmemesiyle kalmayacak aynı zamanda parasal yaptırımlar ve hatta cezai yaptırımlar gündeme gelecektir. Bu sebeple daha üretime başlamadan marka tescili için başvurmak daha sonra ortaya çıkabilecek büyük yaptırımlardan sizi koruyacaktır. Bu başvuru sizi korumakla kalmayıp sizin markanızın ününden faydalanmak isteyen kişileri engelleme imkânına sahip olmanızı sağlayacaktır.

Önceki yazıyı okuyun:
Markalar neden red edilir

Değerli okurlarımız, marka üzerindeki “hak” kavramını inceleyip bu hakkın kaynağını, türünü ve bize sağladığı korumalara değindikten sonra, sıra markamızın tescil...

Kapat