Geçtiğimiz yazımızda sizlerle birlikte marka için hükümsüzlük davalarının incelemesine başlamıştık ve geçen yazımızda teorisini ortaya koyduğumuz konumuzun, usul ile ilgili bölümünü ayrıntılarına girmeden inceleyeceğiz.

Bildiğiniz gibi konumuz marka hukuku açısından oldukça önemli ve tescil edilen marka sayısı arttıkça bu önem artacaktır.


Dava açma yetkisi KHK’nin 43. maddesi gereğince zarar gören kişilere, Cumhuriyet Savcılarına ve resmi makamlara tanınmıştır. Bu maddede zarar gören kişiler kavramı belirsizdir. Kanaatimizce bu tabirden, zarara uğrayan veya uğrama tehlikesine maruz kalan ya da söz konusu işareti kullanabilme imkanı haksız şekilde kısıtlanan herhangi bir gerçek veya tüzel kişi anlaşılması Kararnamenin amacına uygundur. İlgili maddede bahsedilen zarar menfaatlerin veya özgürlüklerin zedelenmesidir.

Burada davalı ise, markanın sahibine veya onun haleflerine karşı açılır. Lisans alana veya rehin alacaklısına dava açılamaz. Aynı zamanda Türk Patent Enstitüsü’ne karşı da açılamaz.

Marka başvurusu yapan kişiye karşı da bu dava açılamaz. Çünkü başvuru sahibi henüz markasını tescil ettirmiş değildir, ayrıca zarara uğrayan kişinin marka bültende yayınlanırsa ilana itiraz edebilme hakkı ve idari yoldan sonuç alabilme şansı vardır.

En önemli ve tartışmalı konu ise dava açma süresidir. Çünkü ortada tescil edilmiş bir marka vardır ve bu markanın hükümsüzlüğü istenmektedir. Peşinen belirtelim ki kanunumuzda bu konuda açık bir hüküm yoktur, hükümsüzlük davasının açılması ne bir hak düşürücü süreye bağlanmıştır ne de bir zamanaşımı süresine tabi kılınmıştır. Bunun nedeni, hukuka ayrılığı oluşturan tescilin süreklilik arz ettiğinden olduğu söylenebilir.
Bu konuda sürenin belirtildiği tek durum tanınmış markalarla ilgilidir. Tanınmış marka sahibi tescil tarihinden itibaren 5 sene içerisinde, haksız tescil işlemini gerçekleştiren iyiniyetli kişiye karşı hükümsüzlük davasını açmalıdır.

Hükümsüzlük davaları nitelik itibariyle haksız rekabet hukukunda men davaları ile benzeşmektedir. Her iki durumda da süre gelen bir hukuka aykırılık vardır. Men davalarında kural olarak zamanaşımı işlemez ve her zaman açılabilecek davalardandır. Fakat sesiz kalma nedeniyle hakkın kaybı ilkesi gereğince, bu sürenin bir sınırı da vardır. Bu konuda “Telsim” davası en meşhur davadır. Bu davada “Telsim” ismini daha önce kullanmış olan bir elektronik şirketi bugün bilinen “Telsim” markasının meşhur olmasını beklemiş, reklamlarını görmesine rağmen uzun süre sessiz kalmış ve daha sonra dava açmıştır. Kötüniyetle susmuş olan elektronik şirketi açtığı bu davayı yukarıda açıklanan gerekçeyle kaybetmiştir.

Tanınmış markalar için belirlenmiş olan tescil tarihinden itibaren 5 senelik dava açma süresinin diğer hükümsüzlük davalarında da zamanaşımı süresi olarak benimsenmesi uygun olacaktır. Zira Yargıtay benzer gerekçelerle hükümsüzlük davalarında dava açma süresinin öngörülmemiş olmasının bir yasal boşluk anlamına geldiğinin kabul etmektedir. En çok kafa karıştıran süre konusunu da böylece açıklamaya çalıştık.
Takip eden yazımızda sizlerle birlikte bu konuda açılmış davaları inceleyeceğiz.

2016-11-05T22:49:57+00:00 17/03/2007|Categories: Marka Hukuku|Tags: |
Önceki yazıyı okuyun:
Markam Hükümsüzdür

Değerli okurlarımız geçen hafta sizlerle birlikte “Hükümsüzlük Davaları”nı incelemeye başlamıştık. Bu hafta gelen sorulardan konunun önemi de anlaşılmış oldu. Çünkü...

Kapat