Uygulamada marka uyuşmazlıkları

2011-05-02T17:36:11+00:00 04/09/2008|Categories: Marka Hukuku|Tags: , , |

Son Güncelleme 02.05.2011

Bu hafta sizlerle uygulamadaki marka hukukuna değinerek hem teorik hem de pratik bilgilerleri harmanlayarak karşılaşılabilecek muhtemel sorunlara değineceğiz.


Tescilli marka sahibi olan (A)’nın bulunduğu bölgede oldukça yüksek rekabet vardır hatta taraflar birbirlerinin müşterini kapmak için isimlerini dahi benzer seçmektedir. Bu süreç içerisinde (A) yine rakibi olan firmanın kendi adını kullanan bir firma tespit etmiştir. Ve hatta yurt dışı bağlantıları sağladığı müşterileri yanlışlıkla rakip firmaya gitmiştir. Bu olaydan sonra (A) artık bu olaya bir dur demek istemektedir. Peki ne yapabilir?
Öncelikle tescilli marka sahibi olduğu için Marka Mevzuat’ımızdan hareket etmelidir, Ticaret Kanunu’muzdaki haksız rekabet hükümlerinden hareket ederse hem zaman kaybedecektir hem de elde ettiği sonuç kendisini tatmin etmeyecektir. Uygulanacak hükümleri belirledikten sonra dilerse direkt dava açabilecek veya bir esnaflık gereği ihtarname gönderebilecektir. Biz genellikle ihtarnameyi tavsiye etmekteyiz zira etkili yazılmış olan bir ihtarname ile karşı taraf hatasının farkına varabilir ve ileride karşılaşacağı muhtemel masraflardan çekinerek ismi kullanmaktan vazgeçebilir. Fakat taraflar aynı bölgede olduğu için bu ihtarname sonucu konu inatlaşmaya dönüşebilir ki taraflar birbirini tanıyorsa genelde bu şekilde olmaktadır.
Karşı tarafın yapacaklarına gelince… İhtarnameyi alır almaz benzer bir marka başvurusunda bulunacaktır, sonra (A)’nın markasının hükümsüz kılınmasının yollarını arayacak ve en kötü ihtimalle de bir haksız rekabet davası açacaktır. Dediğimiz gibi bunların sebebi aradaki çekişmedir.
(B)’nin marka başvurusu, (A)’ya ait olan marka nedeniyle büyük ihtimalle reddedilecektir fakat bu süreç sonuna kadar dava açıldığı taktirde, düşük bir ihtimal olmakla birlikte davaya bakan hakim bu markanın tescilini beklenmesine karar verebilir.
Açılacak olan haksız rekabet davasının ise (B) bu davayı tescilli bir markaya karşı açtığı için, ilk kullanan kendisi olmadığı için ve hatta iltibas açısından zarar uğrayan (A) olduğu için kazanma şansı da düşüktür. Nitekim Yargıtay benzeri durumlarda hukukun verdiği yetkinin haksız rekabet olmayacağı hükmüne varmışken, şayet bu davayı açan kişi eskiye dayalı kullanım hakkından bahsediyorsa bu durumda da öncelikle markayı hükümsüz kılmalı ardından bu şekilde davaları açmalıdır.
İhtarname gönderip iyiniyetli davranan (A) bu şekilde bir dava ile muhatap olursa derhal bu davaya cevap vermeli ve Marka Mevzuatımıza dayanarak bir karşı dava açmalıdır.
Bu sıklıkla yaşanan olaylarda görüldüğü gibi yine marka tescilinin önemi ortaya çıkmaktadır. Sadece bir tescil ile yaşanabilecek bir çok problemin önüne geçilebilir.

Sorunuzu veya yorumunuzu paylaşabilirsiniz

Önceki yazıyı okuyun:
Tasarımlarda ayırt edici nitelik

Bu hafta sizlerle Tasarım Hukuku’muzun en önemli konularından birisi olan “ayırt edici nitelik” unsurunu inceleyeceğiz. Hukukumuzda bir tasarımın hukuksal korumdan...

Kapat