BİRLİKTE GELİŞTİRİLEN YAZILIM

2017-09-04T20:06:46+00:00 04/09/2017|Categories: Yazılım Hakları|Tags: , , , |

Yazılım çoğu zaman birkaç kişi tarafından geliştirilmektedir. Bir yazılım fikri tuttuğunda ve gelir elde edildiğinde sorunlar başlamaktadır.

5846 sayılı FSEK’in 1/B maddesinin ‘a’ bendinde eser, “sahibinin hususiyetini taşıyan ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsullerini” ifade eder. Buna göre bir fikri ürünün eser sayılabilmesi için iki koşulu birlikte gerçekleştirmesi gereklidir. İlk olarak fikri ürünün sahibinin hususiyetini taşıması, bir başka deyişle kendinden önce ortaya konmuş benzerlerine göre özgün bir niteliğe sahip olması gerekir. İkinci olarak bu fikri ürünün FSEK’nun ikinci ve devamı maddelerinde belirlenen eser kategorilerinden birine dahil edilebilmesi aranmalıdır.
bilgisayar yazılımYasa eser sahibini bir eseri meydana getiren kişi olarak belirlemiştir. (FSEK md. 8/1) Yasanın 9. maddesinde eser sahiplerinin birden fazla oluşu hallerine yer verilmiştir. Yine eser sahipliği yönünden belirlenen karineler yasanın 11 ve 12. maddelerinde yer almaktadır. Buna göre FSEK 11 uyarınca yayınlanmış eser nüshalarında veya güzel sanat eserlerinin aslında eserin sahibi olarak adını veya bunun yerine tanınmış müstear adını kullanan kimse aksi kanıtlanıncaya kadar bu eserin sahibi sayılır. Yayımlanmış olan bir eserin sahibi, eser nüshalarında veya aslında mutat olduğu şekilde belirtilmemiş ise bu takdirde eseri yayımlayan, o da belli değilse çoğaltan eser sahibine ait hak ve yetkileri kendi adına kullanabilir.
FSEK’nun 48.maddesi uyarınca mali haklar süre, yer ve içerik itibariyle sınırlı veya sınırsız; karşılıklı veya karşılıksız olarak başkalarına devredilebilir. Mali hakların sadece kullanma yetkisi de bir başkasına bırakılabilir.
Eser üzerindeki mali ve manevi hakları ihlal edilen kişi, FSEK’nun 66. maddesi uyarınca, tecavüz edene karşı tecavüzün ref’ini (ortadan kaldırılmasını), 69. madde uyarınca muhtemel devam eden tecavüzlerin men’ini (önlenmesini) isteyebilir. Mali hakların ihlali halinde ayrıca 68. madde uyarınca, sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği bedelin veya rayiç bedel itibariyle uğradığı zararın en çok üç kat fazlasını isteyebilir.

Yazılımı Birden Fazla Kişinin Geliştirmesi

Eser sahipliği ile eser üzerindeki mali hakların kime ait olduğu hususu farklı konulardır. Ortaya çıkan ve Eser Sahipleri Birliği’ne ait bulunan program üzerindeki manevi haklar, bu ortak eseri birlikte meydana getiren gerçek kişilere ait iken, mali hakların kime ait olduğu hususu FSEK 10 ve 18. maddeler hükümleri uyarınca belirlenecek tamamen hukuki bir meseleye karşılık gelmektedir. Bu noktada yapılması gereken hukuki ayrım tarafların eserin oluşturulması sürecinde hizmet sözleşmesi ile yanında çalıştırıp çalıştırmadığı veya FSEK 10/son hükmü çerçevesinde “ayrılmaz bir bütün teşkil eden” yazılımın bu eser sahiplerini bir araya getiren gerçek kişi sıfatıyla hareket etmesinden dolayı mali hakları kullanma yetkisinin davacıya ait olup olmadığı sorularının cevaplanmasını gerektirmektedir.
İşte bu aşamada taraflar arasıda varsa ödemelerin miktarı normal bir iş-işveren ilişkisind ödenen bir bedel olup olmadığına bakmak gerekecektir. Bu bedel yüksek ise FSEK 18/2 hükmü çerçevesinde ortaya çıkançekişmeli eserin mali haklarının işveren sıfatıyla davacıya ait olduğunun kabulü mümkün olmayacaktır.
Bu durumda da ilk ve orjinal versiyonuna sahip olan tarafın kaynak kodlardan geliştirildiği, dolayısıyla yazılımın nüvesini oluşturan kaynak kodların sonraki aşamalarda pazarlanabilir hale getirilmesi sürecinde kendisi de dahil olmak üzere birliğe dahil diğer kişileri bir araya getiren sıfatının davacıya ait olup olmadığına da bakılacaktır. Bunun sonucu olumlu ise davacı bu sıfatla FSEK 10/son hükmü çerçevesinde mali hakların kullanma hakkına sahip bulunduğu düşünülebilir.
Genellikle birlikte bir geçmişi olan taraflar arasındaki sorun paranın devreye girmesi ile ortaya çıkmaktadır. Fakat bu süreç içerisinde tarafların bir birinden haberdar olması ve sessiz kalması ihtimali dikkat edilecek bir husustur. Her iki taraf, karşı yanın birlikte geliştirilen programı yeni moduller ekleyerek işleme, çoğaltmak ve bu şekilde pazara sunmak niyeti içerisinde olduğunu bildiğinin ispatlanması. Dolayısıyla her iki tarafın da karşı yanın elinde bulundurduğu kaynak kodlar yardımıyla yazılımın geliştirilmesi, yeni modüller eklenmesi suretiyle işlenmesine devam edeceğinden haberdar bulunduğu aşikar olması. Kaynak kodların iadesi ya da akibeti hakkında bir araya gelip bir anlaşmaya varılması hususunda harekete geçmemeleri birer sessiz kalma durumu olarak değerlendirilebilir. İşte bu sessizliği taraflar birisinin programı daha da geliştirip piyasaya sunmak suretiyle belirli bir müşteri portföyü oluşturması, çok sayıda satış yapmak yanında satış sonrası hizmet vermeye başlaması diğer tarafın dava açmasının temellerini hazırlayacaktır.

Yazılımın Devri İçin Bir Sözleşme Yoksa Sessiz Kalmanın Etkisi

Kuşkusuz ki, FSEK 52. madde uyarınca eser sahibi ya da eser üzerinde mali hak sahibi olan bir kimsenin “mali haklara ilişkin sözleşme ve tasarruflarının yazılı olması ve konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesi” zorunludur ilkesini de değerlendirmemiz gerekiyor. Bu zorunluluk sözleşmenin edimlerinin kısmen de olsa yerine getirilmesi ve bir kısım mali hakların ya da mali hakları kullanma yetkisinin karşı yana devrinden sonra, karşı tarafın devraldığı bu haklara güvenerek üçüncü kişiler nezdinde hukuki ilişkilere girmesi, belirli bir yatırım yapmasından sonra ileri sürülmekte ise; MK 2 uyarınca bu tutumun hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığı araştırılmalıdır. Belirli bir süre sessiz kaldıktan sonra işleme eyleminin izinsiz yapıldığı, bu nedenle eser üzerindeki mali haklara tecavüz teşkil edecek şekilde davalı yanın belirli bir işleme ve modül ilavesinden sonra programları piyasaya sunması ve piyasada belirli bir başarıya ulaşmasından sonra taraflar arasında yapılmış yasaya uygun yazılı bir sözleşme bulunmadığından bahisle bu davanın açılması, şekil koşuluna dayanılarak bu işlemlere rızası olmadığı ve geçerli yazılı bir sözleşme bulunmadığı iddiasını ileri sürmesi, çelişkili davranma yasağına ve MK 2’de anlamını bulan dürüstlük ilkesine aykırı düşeceği iddia edilecektir.
Sessiz kalma ve yazılılık unsurunu da geçikten sonra eğer bu bir sözlü de olsa basit ruhsat gibi muamele görecek bir olay ise basit ruhsatın bedelinin de belirlenmesi gerekecektir. Bu bir tecavüz sebebiyle ödenen bedel değil, tarafları bir araya getirmesi sebebiyle FSEK 10/son anlamınd ahak sahibi olan tarafın diğer tarafa basit ruhsat vermesi sebebiyle ödemesi gereken bir telif bedeli olarak da bakabiliriz. İşte bu bedel ve ödeme tarihi hesabını bilirkişiler yapacaktır.

Önceki yazıyı okuyun:
2014/08811 sayılı başvuru
Patent Hakkına Tecavüz ve Gasp – 2017/2088

Patent başvurularında çoğu zaman öncelik açısından uyuşmazlıklar çıkmaktadır. Somut olayda olduğu gibi taraflar arasında önceye dayalı bir ilişki söz konusu...

Kapat